Menu
SÖYLEŞİLER

Sharmine Yönak’la Aile Tarihçemize Dair Söyleşi

Okuyacağınız söyleşi birbirinin varlığından haberdar olan ancak ömürleri boyunca karşılaşmamış iki kuzenin yıllar sonra tanışmasından doğdu. Bu söyleşide anlattıklarına kulak vereceğiniz Sharmine Yönak (Jocelyne Blosser), Osmanlı Hanedanıyla beraber 1924 yılında Fransa’ya göç etmiş olan babamın dayısı Aziz Yönak’ın kızıdır. Sharmine Yönak, ‘aile destanı’ olarak nitelendirdiği kitabını yazmaya karar verdiği süreçte yaptığı araştırmalar sırasında, internette ‘Aile Tarihçesinden İki Osmanlı Kadını : Nezihe Hanım ve Nevrestan Osmanoğlu’ yazımla karşılaşmış ve bu sayede bana ulaşmıştır. Aynı ailenin iki ayrı coğrafya, iki ayrı kültür ve farklı nesillerine ait kuzenleri olarak bu söyleşide bir araya geldik.

Mahan Doğrusöz : Bize kendinizden bahseder misiniz?

Sharmine Yönak: 12 Kasım 1935’te Nice’te doğdum. Üç kardeşin ortancasıyım. Annemle babamın evlenmeleri kaderin bir cilvesidir. Ailemizin tarihçesinde ayrıntısıyla anlatıyorum tanışmalarını. Sevgi dolu bir ailede çok mutlu bir çocukluğum oldu. Bakaloryaya kadar devam ettiğim klasik eğitimimin yanı sıra, solfej ve piyano öğrenimi aldım. Nice Konservatuarı’ndan birincilikle mezun oldum. Bir sene boyunca Nice Süsleme Sanatları Okulu’na da devam ettim. Ama, erkek kardeşim Nejat’ın tersine, ben plastik sanatlarda pek yetenekli değildim. Onun için fotoğrafa yöneldim. İyi de yapmışım. Yirmi yaşımdan bu yana aralıksız hep fotoğraf, sinema ve televizyonla ilgili işlerde çalıştım.

Sharmine Yönak annesinin kollarında, Nice, 1936

Mahan Doğrusöz : Anneniz Fransız, babanız ise Türk. Çift kültürlülüğün kişiliğinizi nasıl şekillendirdiğini düşünüyorsunuz?

Sharmine Yönak: Fransa’da doğdum ve büyüdüm. Eğitimimi orada tamamladım ve bir Fransız’la evlendim. O yüzden, diyebilirim ki, çift kültürlülükten ziyade babamın genetik mirası şekillendirdi benim kişiliğimi. Çift kültürlülüğünün hayatımda önemli bir yeri yok.

 Mahan Doğrusöz: Bize babanızdan bahseder misiniz?

Sharmine Yönak: Babamdan bahsetmem gerektiğinde aklıma birden fazla vasıf geliyor: fedakar, yumuşak başlı, iyi kalpli, bilgili, duyarlı, hoşgörülü… Bence bütün bunlar tek bir kelimeyle özetlenebilir: hümanist. Ama, tabi, ismi Aziz de olsa babam bir aziz değildi. Kusurları vardı, herkes gibi. Kendisine her söylenene inanması ve kendine güvensizliği onun en büyük kusurları idi. 1924’te hanedanın tüm fertlerinin ülkeyi terk etmeleri kararı alındığında babam daha Robert Kolej’de öğrenciydi. Dolayısıyla, Fransa’ya geldiğinde, mükemmel İngilizce biliyordu ama elinden hiçbir iş gelmiyordu. Evlenmeden önce nihayet bir iş buldu: emlakçı oldu ve bütün çalışma hayatı boyunca bu işi yaptı. Yetişme tarzından dolayı hayatın bir mücadele olduğunu hiç öğrenmemişti. O yüzden, iş dünyasında saflığından dolayı dolandırıcıların hedefi oldu çok sık.

Babamın dayısı ve Sharmine Yönak’ın babası Aziz Bey

Mahan Doğrusöz: Babanız Türkiye’deki yaşantısı hakkında size neler anlatırdı? Küçükken, babanız Türkiye’den bahsettiğinde zihninizde nasıl bir yer canlandırırdınız?

Sharmine Yönak: Bu sorulara cevap vermek benim için imkansız. Sebebi şu: genel kural olarak, çocuklar ben-merkezlidirler ve anne-babalarının bütün dikkatlerinin hep onların üzerinde olmasını isterler ama kendileri anne-babalarıyla hiç ilgilenmezler. Ne yazık ki ben bu kuralın istisnası değilim. Dolayısıyla, ailemizin tarihçesini yazma macerasına atıldığımda, babamı sadece baba rolünde tanımış olduğumu fark ederek yüreğim burkuldu. Onun 1924’te sürgün edilişinden önceki hayatı konusunda en ufak bir merak duymamıştım. Bugün kendime çok kızıyorum bu yüzden. Ama babama kızmaktan da kendimi alamıyorum. Annem bana ve iki erkek kardeşime kendi ailesi ve çocukluğu hakkında bir sürü hikaye anlattığı halde, babam niye bize hiç kendi anne-babasından, erkek ve kız kardeşlerinden bahsetmedi? Neden bizimle çocukluk anıları paylaşmadı? Neden bize ana dili olan Türkçeyi öğretmedi? Sanki 1924’ten önceki hayatından tüm izleri hafızasından tümüyle silmek istiyordu. Ama neden? Sürgünden önce nasıl bir acı yaşamıştı ki o yaşadığı şey her ne ise onu öz çocuklarına bile anlatamıyordu?

Nevrestan Osmanoğlu, eşi Şehzade Ahmet Nihat Efendi ve erkek kardesi Osman Fuat Efendi, Nice

Mahan Doğrusöz: Yıllar geçtikçe, Türkiye’ye geliş-gidişleriniz Türkiye’ye bakış açınızı nasıl değişti?

Sharmine Yönak: Kocası Şehzade Ahmet Nihat Efendi’nin 1954’te vefatından sonra, halam Nevrestan Osmanoğlu Halep’ten ayrılıp İstanbul’a döndü. Üç kız kardeşi tekrar bir araya gelince, babam artık onları tekrar görmenin zamanı geldi diye düşündü. Böylece, 1956 yılının Ağustos ayında, bütün Atzamba ailesi Renault marka bir 4CV ile yollara düşüp İtalya, Yugoslavya ve Yunanistan’dan geçerek dokuz günlük bir seyahatin sonunda İstanbul’a vardı. Benim için bu tam bir yıldırım aşkı oldu. Şehrin atmosferi, kokuları, çok-renkli ve gürültücü halkı, Boğaziçi, saraylar, ezan sesleri, sokak kedileri… beni kendimden geçirdi. Bu şehirde her şey adeta benimle konuşuyordu, sanki orada doğmuş gibiydim.

Sharmine Yönak’ın Fransızca olarak kaleme aldığı ve kurgusunda İstanbul’un yer aldığı romanı – tek bir Türkçe kopyası bana hediye edilmiştir.

Sonraları çok gidip geldim İstanbul’a. Hatta kocamla birlikte senelerce çalıştık İstanbul’da. Yabancıları sevmeyen birtakım bağnaz siyasiler yüzünden 1979 sonunda ayrılmamız gerektiğinde çok göz yaşı döktüm. Ama İstanbul ile göbek bağımızı koparmamıza imkan yoktu. Her sene gelmeye devam ettik. Şehrin hem iyi yönde hem kötü yönde değiştiğini de gördük şüphesiz, ama hiçbir zaman İstanbul bizi hayal kırıklığına uğratmadı. İstanbul bizim için her zaman dünyanın başka hiçbir yerinde yaşayamayacağımız türden çılgınca ve unutulmaz maceralar yaşadığımız bir yer olacaktır.

Mahan Doğrusöz: Yıllar içinde Türk kimliğiniz ile olan ilişkiniz nasıl bir gelişme gösterdi?

Sharmine Yönak: Bu soruya nasıl cevap vereceğimi hiç bilemiyorum. Ben kendimi her zaman Türk’ten çok Fransız hissettim.

Sharmine Yönak annesinin kollarında, ağbisi Nejat, babası

Aziz Yönak ve halası Nevrestan Osmanoğlu’yla

Mahan Doğrusöz: Aile tarihçemizi yazma fikri nasıl oluştu?

Sharmine Yönak: Aile tarihçemizi yazmaya başlamam, ıssız bir adada mahsur kalmış birinin denize şişe atması gibi bir şey olarak başladı. Şişeyi denize atarsınız ama bir gün bir yere varacak mı bilemezsiniz ya, onun gibi. Kim bilir belki bir gün birileri okur diye yazdım. 2020 yılında aile evrakını ayıklarken bunlar arasında babamın son pasaportunu buldum (babam 1976’da vefat etti). Gayri ihtiyari pasaportu açtığımda, kapağın arka yüzünde annemin güzel el yazısını hemen tanıdım. Şöyle yazmıştı annem: ‘Babası Tata. 1854 Sohum (Rusya) doğumlu. Bu şehir eskiden Türkiye’ye aitti. Annesi Fatma Hanım’. Tesadüfen (acaba gerçekten tesadüf mü?) benim de bir babaannem ve babamın babası bir dedem olduğunu öğrenmiştim böylece. Bir baba düşünün ki öz çocuklarına kendi anne-babasından hiç bahsetmemiş olsun! Bu ilk duygusal sarsıntıyı atlattıktan sonra, dedem ve babaannemi muhakkak araştırmam gerektiğine dair karşı konulmaz bir duygu oluştu bende. İşte buradan çıktı aile tarihçemizi yazma arzum.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı IMG_6103-1024x768.jpg

Sharmine Yönak ve eşi Robert – 2021 yılında ilk tanışmamız sırasında, İstanbul’da

Mahan Doğrusöz: Aile tarihçemizi yazarken sizi en çok zorlayan ne oldu?

Sharmine Yönak: Bu tarihçenin gerçek ile kurgunun birbirine karıştığı, tarihi roman havasında bir şey olmasını istedim. Babamın ailesi Çerkez’di; daha doğrusu, Adige idi. Neolitik çağın sonunda ortaya çıkmış bir kavimdir bu. Annemin ailesinin kökleri ise 14’üncü yüzyıla kadar uzanır. Bu dönemlere ait bulabildiğim kadar çok belge bulmak istedim. Bunları toparlamak ve içlerinden işime yarayacak bilgileri bulup çıkarmak çok zamanımı aldı. Almanca, İngilizce ve Türkçe yazılmış kitapların tercümesi de uzun zaman aldı ama bu kitaplar bana çok bilgi sağladı. Fakat en zoru, hiç şüphesiz, kendimi hikayesini anlattığım bu şahsiyetlerin – ister tanımış olduğum insanlar olsun ister hayatımda hiç görmemiş olduğum insanlar olsun – her birinin yerine koymak oldu.

Mahan Doğrusöz: Sizin için ‘aile tarihçemizi’ kaleme almayı bitirmenin önemi nedir?

Sharmine Yönak: 90 yaşıma girdim. Bu dünyadan ayrılacağım gün – umarım mümkün olduğunca geç olur – Fransız ailemden geriye sadece biri kız ikisi erkek üç yeğen, Türk ailemden de sadece bir erkek kuzen ve onun kızı kalacak. Ben, bu iki ailenin tüm üyelerinin – benden önce yaşamış ya da benim hayatımda rol oynamış herkesin – hayatlarının dağınık parçalarını bir araya getirebilecek zincirin son halkasıyım. “Mumum sönmeden önce ” adını verdiğim bu büyük yapbozun parçalarını bir araya getirebilecek tek kişi benim.

 İki ailemin fertleri arasında öyleleri var ki, bence onların hayatları kesinlikle gün ışığına   çıkarılmayı hak ediyorlar. Bu insanlara borçlu olduğum saygıyı bir şekilde dile getirmek çok istediğim bir şeydi. Bu eserle gerçekleşmiş oldu.

Sharmine Yönak (Jocelyne Blosser)

Fransızcadan Türkçeye çeviri konusunda destek veren Sayın Egemen Demircioğlu’na teşekkürlerimle.

Görsel hakkında not: Black colums in a landscape, Paul Klee, 1919

Mahan Doğrusöz, 2024