Menu
DENEMELER

Operatör Dr. Şakir Derkut’un Anısına, Bir Hekimin, Bir Aydının, Bir Direnişin Ardından

Meslek hastalıkları ve iş kazaları gibi işçi sağlığının bozulmasına neden olan faktörlerin sosyo-ekonomik düzenden soyutlanamayacağı kuşkusuzdur.’

Dr. Şakir Derkut

Ali Gevgilili, Prof. Dr. Muzaffer Aksoy, Dr. Erdal Atabek, Dr. Şakir Derkut

Hayatlar bazen bir ülkenin tarihine denk gelir ve o ülkenin acılarına, umuduna, direnişine tanıklık eder. Operatör Dr. Şakir Derkut, böylesi bir yaşamın mimarıydı. Hekimliğini yalnızca bireysel bir meslek pratiği olarak görmedi; onu bir toplumsal vicdan ve sorumluluk alanı olarak yaşadı.

1970’li yılların Türkiye’si, toplumsal adalet, eşitlik ve özgürlük arayışının yoğunlaştığı bir dönemdi. Bu bağlamda Türk hekimleri meslek örgütleri ve demokratik kitle hareketleri içinde sadece sağlık hizmeti üretmekle kalmadı, halkın örgütlü sağlığa erişimi ve kamusal hizmetlerin korunması gibi toplumsal hedeflere de omuz verdi. Operatör Dr. Şakir Derkut, bu mücadele içinde yer aldı; hekimliğin örgütlülüğünü, halkın sağlığıyla birleştiren vizyonuyla tanındı.

O, hekimlerin örgütlendiği ve toplumsal dayatmalara karşı birlikte söz ürettiği yapılar içinde aktif olarak yer aldı. Bu bağlamda onun mücadelesini, dönemin toplu tarihsel arşivlerinde görmek mümkün. Hekimlerin örgütlü sesi Türk Tabipleri Birliği içindeydi; sadece mesleğinin değil, toplumun da sağlığını savunuyordu. 1977–1979 yılları arasında TTB’nin yönetim kurulunda yer alan Dr. Şakir Derkut, 19–28 Ekim 1978 tarihleri arasında ülke tarihinde ilk kez düzenlenen İşçi Sağlığı Kongresi’nin gerçekleşmesine öncülük etti. İşçi sağlığı, çalışma koşulları, meslek hastalıkları ve iş güvenliğinin sosyo-ekonomik temellerinin tartışıldığı bu kongre, ülke tarihi açısından öncü bir nitelik taşımaktadır.

Aynı zamanda Barış Derneği gibi demokratik örgütlenmelerde yer aldı, savaşın ve baskının yarattığı tahribatı ilk elden yaşayan toplum kesimleriyle birlikte omuz omuza yürüdü. Barış Derneği, Soğuk Savaş’ın gergin atmosferinde nükleer silahlanmaya, savaş politikalarına ve toplumsal kutuplaşmaya karşı barışı savunmak amacıyla bir araya gelen aydınlar, akademisyenler, hekimler ve hukukçuların oluşturduğu demokratik bir sivil toplum girişimiydi. 1977’de kurulan dernek, yalnızca uluslararası barışı değil, Türkiye’de demokratik hakların genişletilmesini ve halklar arası dayanışmayı da savunuyordu.

Barış Derneği Davasından bir fotoğraf karesi

Onun hekimliği, bir ameliyathanede yalnızca bedenleri iyileştirmek değil, kamusal alanı, yaşamı ve emeği savunmak anlamına geliyordu. Bu yüzden Derkut yalnızca tıbbi bir kimlik taşıyan bir hekim olmadı; aynı zamanda toplumun sağlıklı geleceği için örgütlü bir mücadele insanıydı.

Tiyatro, Sanat ve Avrupa Turnesi

Şakir Derkut’un yaşamının bir başka boyutu da sanatı ve kolektif üretimi sahiplenişiydi. O, mesleğin ve politik bilincin yanı sıra sanatın dönüştürücü gücüne de derinden inanıyordu. O yılların Türkiye’sinde tiyatro, sadece bir sahne sanatı değil, toplumcu gerçekliklerin dile getirildiği bir ifade alanıydı. Bu anlayışla, İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencileri ve mezunlarıyla birlikte yürütülen tiyatro çalışmaları, o dönemin kolektif duyarlılığının bir parçasıydı.

Ayak Bacak Fabrikası, SERMET ÇAĞAN, Desenler ve Kapak Düzeni: Ersal Yavi, İzlem Yayınevi, İstanbul, 1965, 98 + 7 s. Yazarından ithaflı ve imzalı…

Bu kolektif işbirliğinin içinde, Sermet Çağan’ın toplumsal yapıyı epik bir dille sahneye taşıyan oyunu Ayak Bacak Fabrikası özel bir yer tuttu. Oyunun anlatısı, baskı, otorite, sömürü ve emeğin hikâyesini güçlü bir figür olarak sahneden yansıtıyordu; epik tiyatronun politik estetiğiyle birleşen bu eser, dönemin genç kuşağı için bir düşünsel pusula gibiydi. Oyun, yalnızca bir sahne gösterimi değil; toplumsal sorgulama ve dayanışma pratiğiydi.

Bu tiyatro çalışmalarının bir parçası olarak Dr. Şakir Derkut’un sevgili kuzeni annem, Güner Doğrusöz de sürece katıldı. Annem, genç bir kadın olarak o dönemde tiyatro topluluğu ile birlikte Avrupa turnesine çıktı. Bu turne, sadece kültürel bir etkinlik değil, aynı zamanda politik bir ifadenin sınırları aşan bir yayılımıydı: Türkiye’deki toplumsal ve sanatsal sesin uluslararası sahnelerde yankı bulmasıydı; genç kuşakların dayanışma ve sanat pratiğini paylaştığı bir yolculuktu.

Bu Avrupa turnesi, sadece bir sahne gezisi değil, gitgide artan baskı ortamında sanatın ve düşüncenin özgürlüğünü korumanın bir nişanesiydi. Genç tiyatrocuların, aydınların ve hekimlerin bir arada üretim yaptığı bu süreç, dönemin barışçı ve demokratik umutlarının uluslararası bir iz düşümüydü.

Zorla Sürgün ve Kırılma

1980 darbesi, Türkiye’de toplumsal muhalefeti sindirme amacını taşıyan ağır bir kırılma yarattı. Darbe sonrası baskılar, disiplin cezaları ve tutuklamalarla birlikte, birçok aydın, hekim ve demokratik örgüt insanı gibi Şakir Derkut da hedef alındı.

08.08.1980 günü, TTB Merkez Konseyi’nin çağrısı ile, hekimlerin maaş ve yan ödemelerinin birlikte
vergilendirilmesine karşı tüm yurtta iş bırakma eylemi yapılır. 19.08.1980 günü TTB Merkez Konseyi
başkanı Dr.Erdal Atabek ve İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Dr.Şakir Derkut, sağlık çalışanlarını
direnişe teşvik ettikleri gerekçesi ile istanbul sıkıyönetim Komutanlığı tarafından tutuklanır…Dr.Erdal Atabek ve Dr.Şakir Derkut’un tutuklanması ile can güvenliği olmamasını protesto eden Bursa Tıp Fakültesi asistanları, sağlık personeli, memur ve öğrencileri 01.09.1980 günü, bir günlük iş bırakma ve boykot eylemi düzenlerler. Tıp Fakültesi’nde asistanlar yerine öğretim üyeleri poliklinik yapar. Dr.Erdal Atabek ve Dr.Şakir Derkut 11.09.1980 günü serbest bırakılır.’
(https://www.bto.org.tr/wp-content/uploads/2018/08/BURSA-TABIP-ODASI-TARIHI-19.5×26.pdf)

Baskı ortamı derinleşirken, o ve arkadaşları siyasi iltica yolunu seçmek zorunda kaldı; parlak hekimlik yılları ve örgütlü çalışmaların ardından Almanya’ya sığındı. Dr. Şakir Derkut için yurdundan uzakta olmak, yalnızca bir coğrafi mesafe değil, tanıdığı dil, yürüttüğü mücadele, sahnelediği oyunlar, birlikte omuz verdiği insanlar kadar yüreğini de geride bırakmaktı.

Bir Miras olarak Şakir Derkut

O, yalnızca bir cerrah değil; bir örgüt insanı, vicdani yönü güçlü, sanatın dönüştürücü gücüne inanan bir aydın ve Türkiye’nin en karanlık olduğu kadar en umutlu döneminin canlı bir tanığıydı.

Bugün Dr. Şakir Derkut’u anarken, sadece bir meslek insanını değil, dönemin kolektif mücadelesinin bir temsilcisini anıyoruz. Onun yaşamı bize hekimliğin; yalnızca bedenleri değil toplumları da iyileştirme sorumluluğu olduğunu hatırlatıyor. O, bu sorumluluğu hiçbir zaman yalnız bırakmadı.

Ve o dönemde, Avrupa turnesinde birlikte yürüdüğü genç kadın, Güner Doğrusöz‘ün kızı olarak ben, bugün geçmişin ve geleceğin kesiştiği yerde, bu hikâyeyi kuşanarak onun anısını yaşatmayı umut ediyorum.


Kaynakça:

https://www.bto.org.tr/wp-content/uploads/2018/08/BURSA-TABIP-ODASI-TARIHI-19.5×26.pdf

https://www.gastearsivi.com/gazete/milliyet2/1977-03-20/2

https://www.ttb.org.tr/kutuphane/50yil.pdf