Menu
DENEMELER

Heinz Kohut ve Kendilik Psikolojisine Giriş

‘Birçokları klasik psikanaliz ve ego psikolojisinin sağlam duvarlarını yıkmaya çalışmıştır. Ancak bunu başarabilen kişi içeriden birisi olmuştur. Psikanalitik projeyi baştan aşağı gözden geçirirken enkazını temizleyebilmiş ve klinik içgörü olarak değerli kalan yerlerini koruyabilmiştir. Denebilir ki, Kohut psikanalizi kendi kendisinden kurtarmıştır.’

— Charles B. Strozier

Heinz Kohut ve Kendilik Psikolojisine Giriş hakkında bir seminer hazırlama fikri, sevgili dostum İntegratif Psikoterapist Soley Sezgin’in yönlendirmesiyle oldu. Benden, devam etmekte olan İntegratif Psikoterapi Eğitim Grubu için Kohut’u anlatan bir seminer hazırlamamı rica etti. Kohut’un kurmuş olduğu Kendilik Psikolojisi okulu, İntegratif Psikoterapinin beslendiği temel kaynaklardan birisidir. Bu semineri hazırladıktan hemen sonra, bu konuda bir makale kaleme alma fikri doğdu. Elinizdeki metin, Kohut’u etten kemikten bir insan olarak ele almayı ve Kendilik Psikolojisi kuramını da olabildiğince anlaşılır bir dille okuyucuya ulaştırmayı hedefliyor.

Şunu hatırlamakta yarar var: ne psikanalizin kurucu metinleri, ne de Kohut’un metinleri “okuyucu dostu” metinler değildir. Özellikle Kohut’un metinleri alandaki psikanalistler için kaleme alınmıştır. Diğer yandan, ana dili Almanca olan Kohut’un, ikinci dili olan İngilizce’de kaleme aldığı metinleri çok zorlu metinlerdir. Öğrencisi Allen Siegel, Kohut’un ana akım psikanaliz ve ‘halk’ arasında popülerleşememesini yazım dilinin zorluğuna bağlar. Haksız da değildir. Bir paragraf uzunluğundaki labirentimsi cümleleri, Kohut’u anlamayı neredeyse imkânsız hâle getirir. Elinizdeki bu metin, tam da bu zorluğu aşmanıza yardımcı olmayı hedefliyor.

İnsan Olarak Heinz Kohut

IPA على X: "“the empathic understanding of the experience of other human  beings is as basic an endowment of man as his vision, hearing, touch, taste  and smell” — Heinz Kohut, born

Heinz Kohut

Klasik Psikanalitik Kuram ve pratikte devrimci değişimler yaratmayı başarmış ve bugün ana akım hâle gelen İlişkisel Psikanaliz ve Araöznel Psikanaliz’in yolunu açmış Heinz Kohut kimdir?

Kohut da, aynen Freud gibi, Viyana’lı bir Musevidir ve Freud’a benzer bir biçimde tıp eğitimi almıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında yükselen Nazizm’den kaçmak için önce Londra’ya ve ardından Chicago’ya gitmiştir. Nöroloji ve psikiyatri alanlarında ihtisaslaşan Kohut, psikanalize ilgisi dolayısıyla Chicago Psikanaliz Enstitüsü’nde eğitim almış ve Enstitü’nün en parlak eğitmen ve analistlerinden birisi hâline gelmiştir. Klasik kurama son derece hâkim olan Kohut, Chicago Enstitüsü’nde Freud ve Klasik Kuram dersleri verir, ancak kendi klinik deneyimleri ve son derece hâkim olduğu Klasik Kuram arasındaki farklardan yola çıkarak metinler kaleme almaya başlar. Kohut, önceleri Freud’un sadık bir takipçisi olarak kuramsal metinlerinin Freud’un görüşlerini geliştirdiğini iddia etse de, bir süre sonra Klasik Kuram’dan radikal bir biçimde kopmaya başlar. Görece erken yaşta konulan ve yakın çevresi dışında kimsenin bilmediği lenf kanseri teşhisinden sonra, çok daha cesur bir şekilde kendi kuramını kaleme almaya başlar.

Döneminde psikanalitik camianın son derece tutucu olduğunu ve Freud’a karşı muhalif düşünceler geliştirmenin yürek istediğini hatırlamakta yarar var. Kohut, camia tarafından dışlanmayı göze alır. Hatta Kernberg gibi önde gelen psikanalistlerle ilişkileri tamamen kopar.

Kohut, 1981 yılında görece erken bir yaşta hayata gözlerini yumduğunda, bize psikanalitik kuram ve pratiği yeniden yorumlamamızı sağlayacak ve modern psikoterapi ekollerinin önünü açan bir külliyat bırakır. Bu metinler, klasik kuramı baştan aşağı tekrar yorumlayan metinlerdir ve Freud’un en temel iddialarını sorgulayarak insanı anlamak için bize yepyeni kavramsal bir çerçeve vermişlerdir.

Kendilik Psikoloji Kuramının Kavramsal Çerçevesi

Kendilik Psikolojisi Kuramının, Freudcu Klasik Analitik Kuramı dört açıdan eleştirdiğinden ve dönüştürdüğünden bahsedebiliriz.

Narsisizm Kuramının Yeniden Formülasyonu

Bunlardan ilki Klasik Kuramın narsisizm kavramıyla ilgili getirdiği eleştiriler ve narsisizm anlayışına getirdiği yeni soluktur. İsterseniz bu noktada, klasik kuramın narsisizmi nasıl kavramsallaştırdığına bakalım. Freud, 1914 yılında kaleme aldığı ‘Narsisizm Üzerine’ makalesinde, birincil ve ikincil narsisizm kavramlarını ortaya atar ve her insan yavrusunun dünyaya tüm güçlülük fantezisiyle şekillenen bir narsisizmle geldiğini iddia eder. İnsan yavrusu bu aşamada kendisini dünyanın merkezi ve dış dünyadaki her şeyi ve herkesi de kendi uzantısı gibi görmektedir. Freud’un gelişimsel bir evre olarak gördüğü bu birincil narsisizmin aşılması nesne sevgisine (ötekine olan sevgiye) giden tek yoldur. Eğer, ötekine yatırılan libidanal enerji içeri çekilirse kişi büyüklenmeci ikincil narsisizm aşamasında takılı kalır ve patolojik narsisizm gelişir. Görüldüğü gibi Freud’un narsisizm kavramsallaştırması tek kutupludur ve narsisistik sevgiden nesne sevgisine doğru gelişen bir evrim tanımlar. Bu modelde sizi daha fazla sevebilmem için kendime yaptığım sevgi yatırımının daha az olması gerekmektedir. İntrapsişik (psişenin içindeki) enerjinin sabit olduğunu varsayan Freud, ötekine yapılacak libidanal yatırımın ancak kişinin kendisine daha az yatırım yapmasıyla mümkün olduğunu iddia etmektedir.

Oysa, Kohut terapi odası için analiz ettiği hastalarında gözlemledikleriyle, klasik kuramın iddialarının örtüşmediğini düşünmeye başlar. Kohut’a göre narsisistik ihtiyaçlarımız doğumdan son nefesimizi verdiğimiz ana kadar var olmaya devam eder ve sağlıklı narsisizm bütün özgüvenimizin, hırslarımızın ve ideallerimizin altında yatan temeldir. Kohut’un sağlıklı narsisizm tanımlaması döneminde psikanaliz içinde son derece devrimci bir bakıştır çünkü psikanalitik düşüncenin bütün tarihsel temayüllerine aykırıdır. Kohut’un narsisizmin kavramsallaştırması çift kutupludur. Yani, kişinin kendisini sevmesi ve libidanal yatırımın yapması, ötekini/nesneyi sevmesini engel oluşturmaz. Kişinin hem kendisiyle, hem de ötekilerle güçlü bir sevgi bağı olabilir.

Kohut sağlıklı narsisizmi nasıl tanımlamıştır? Kohut’a göre sağlıklı narsisistik bir birey canlı (vital) hisseden, yaratıcı ve işlevsel birisidir. Fanilik bilinci vardır. Bu çerçevede hayata espriyle, esnek ve bilge bir perspektiften bakar. Ötekinin ve ihtiyaçlarının farkındadır. Empati kurar. Yaratıcıdır. Çalışma ve üretme kapasitesi vardır.

Kohut sağlıklı narsisizmin nasıl geliştiğini ve bebeksi, büyüklenmeci narsisizmin nasıl olup da olgun bir narsisizme dönüştüğünü anlamaya çalışır. Bu süreci anlama çabası sırasında self-object/kendilik nesnesi kavramını ortaya atar. Bu kelimeye baktığımızda hem selfi/kendiliği, hem de objeyi/nesneyi içerdiğini görürüz. Kelime seçimi son derece anlamlıdır. Kohut’a göre kendilik/self kendisini inşa etme sürecinde nesneye/ötekine kaçınılmaz olarak ihtiyaç duyar ve kendisini öteki üzerinden inşa eder. Kohut’a göre kendilik nesnesi bebeğin kendi psişik dünyasını inşa ederken, kendisine bakım veren ötekilerin (annenin ya da bakıcının) onun için yerine getirdiği psikolojik işlevleri içselleştirir ve yapı taşları haline getirir. Basit bir deyişle, kaygılandığında sakinleşmeyi, korktuğunda korunduğunu hissetmeyi onun için bu psikolojik işlevleri yerine getiren ötekiler üzerinden öğrenir. Bu kavramsallaştırmaya bakıldığında, öteki/nesne yoksa bebek de yoktur. Kohut ilerki yaşlardaki ‘cohesive (bütünleşmiş) self/kendilik’in temellerini burada bulur. Kohut’a göre sağlıklı kendilik nesneleriyle büyümüş bir bebek ilerde kendisini bütün hisseden, özgüvenli, psikolojik mukavemeti olan bir bireye dönüşür.

Peki, en temel kendilik nesnesi ihtiyaçlarımız nelerdir? Kohut, üç temel kendilik nesnesi ihtiyacı tanımlar. Bunlar gelişimsel sırayla aynalanmak, idealizasyon ve ikizliktir. Basit bir deyişle, önce bebek onun ihtiyaçlarını görecek, onun sevilebilir ve özel olduğunu hissedecek ve bunu bebeğe aynalayacak (gösterecek, hissettirecek) bakım verenlere ihtiyaç duyar. Kohut’a göre aynalanma ihtiyacımız bir ömür boyu değişen dozlarda da olsa devam eder ve sağlıklı bir narsisizmin sürekliliği için hava ve su kadar elzemdir. Büyümekte olan bebek, anne ve babasının kendisinden farklı bireyler olduğunu fark ettiği süreçte güvenilir, tutarlı ve idealize edebileceği ebeveynlere ihtiyaç duyar. Bu idealizasyon ihtiyacının karşılanması ilerde güvenli ilişkiler kurabilmesinin ve ideallere sahip olmasının da temelidir. Aynalanma ihtiyacımıza paralel olarak bir ömür boyu, idealizasyon ihtiyacımız da devam eder. İlerleyen aşamalarda, çocuğun ‘benzer olma’ ve bu özdeşim üzerinden kendisini inşa etme ihtiyacı vardır.

Bu ihtiyaçların doğru dönemlerde, doğru dozlarda karşılanması sağlıklı narsisizmin temellerini inşa eder ama biraz önce de ısrarla belirttiğim gibi, hayatın ilerleyen aşamalarında da, bu narsisistik ihtiyaçlar karşılanmayı beklerler.

Kohut’a göre bebeğin/çocuğun kendilik nesnesi ihtiyaçlarının sağlıklı olarak giderilmesi için onunla empatik uyum (attunment) geliştirebilecek ebeveynler gereklidir. Bu empati kelimesi üzerinde ısrarla durmak istiyorum. Bebeğin insan olma yolculuğunda empatinin ve ebeveynlerinin empati kapasitesinin öneminin altını güçlü bir şekilde çizen ilk kuramcı Kohut’tur. Bugün ‘sıradan’ bir kavram olarak kullandığımız empatiyi bu devrimci kuramcıya borçluyuz.

Peki, Kohut’a göre narsisistik patolojiler nasıl doğmaktadır? Kohut, en temel kendilik nesnesi ihtiyaçlarımızın doyurulmamasının aynalanma ve/veya idealizasyon açlığı yaratarak bizi hapsettiğini iddia eder. Buna gelişimsel duraksama adını verir. Plağın çizildiği yerde sürekli takılması misali, kişi narsisistik olarak aç bırakıldığı alanlarla uğraşmaya başlar. Örneğin, bebeklikte ve çocuklukta sağlıklı bir biçimde aynalanmamış bir çocuk, büyüklenmeci bir kendilik geliştirerek dış dünyadan sürekli ilgi, beğeni ve onay almaya çalışır. Ya da idealizyon edebileceği ebeveynleri olmayan bir çocuk kırılgan narsisistik bir benlik geliştirerek idealize edebileceği ‘şeyhler’ ve liderler arayabilir.

Kendilik (Self) Kavramının Gelişimi

Narsisizm üzerine Kohut’un kavramsallaştırmasını okurken bir nokta dikkatinizi çekmiş olabilir. Kohut artık Freud’un yapısal modeli ve onun öğeleri olan id, ego ve süperego kavramlarıyla konuşmamaktadır ve formüle ettiği ‘self’ kavramını merkeze koymaktadır. Kohut’a göre ‘kendilik (self)’ bir ömür boyu gelişen, değişen dinamik bir yapıdır ve her zaman kendilik nesneleriyle ilişki içinde vardır. Kendilik (self), Kohut’a göre, duygu, düşünce ve davranışlarımızı organize eden dinamik bir yapıdır. Bu yapının merkezinde gelişimsel olarak erken dönemde oluşan ‘çekirdek kendilik’ bulunur.

Biyolojiye Karşı Psikoloji

Lapiths - Wikipedia

Centaur ve Lapith, British Museum

Kohut, Freud’un klasik psikanalitik modelini, bacakları hayvanlar aleminde/doğada, gövdesi kültürde olan bir centaur’a benzetir. Oysa, kendi kuramının biyolojiyle değil tamamen insan psikolojiyle ilgilendiği ifade eder.

Kohut, dürtüleri reddetmez; ancak onların insan psikolojisinde birincil değil, kendilik bütünlüğünün bozulması sonrasında ikincil olarak ortaya çıktığını düşünür. Bu bakışa göre öfke ve saldırganlık, narsisistik kırılma sonucunda ortaya çıkar. Tek başına saldırganlık dürtüsü insan psikolojisinde ‘tezahür’ etmez. Kohut, saldırganlık gördüğü yerde altta yatan narsisistik incinmeyi anlamaya çalışır.

Bu bakış, Freud’un cinsellik ve saldırganlık dürtülerini merkeze koyduğu kuramından radikal biçimde farklıdır.

Oedipus Karmaşasının Sorgulanması

Freud’un klasik kuramının bel kemiğini Oedipus karmaşası oluşturur. Bu çerçevede analizin en temel hedeflerinden birisi bu karmaşanın çözülmesine yardımcı olmaktır. Oysa, Kohut Oedipus karmaşasının evrensel ya da kaçınılmaz olduğunu düşünmez.

Ödipal dönemi karmaşaya çeviren meselenin, birincil bakım verenlerin empatik uyumlanmasıyla ilgili zorluklar ve yetersiz kendilik nesnesi işlevleri olduğunu düşünür. Basit bir deyişle, ödipal dönemin içinden çıkılmaz ve yetişkinlikte, analizde çözülmesi gereken bir karmaşaya dönüşmesi çocuk ve ebeveynleri arasındaki ilişkinin niteliğiyle ilgilidir. Empatiden yoksun, çocuğun narsisistik ihtiyaçlarını karşılamak yerine örseleyen, ihmal eden ya da işgal eden ebeveynler ödipal dönemi bir karmaşaya çevirme potansiyeline sahiptir.

Psikanalizin Hedefinin Revize Edilmesi

Kohut’un klasik psikanalitik anlayışı alt-üst eden bütün bu radikal kuramı, analiz odasında da büyük dönüşümler yaratmıştır. Kohut, uzun yıllar analizden geçen hastaların kendilerini daha canlı (vital), yaratıcı ya da işlevsel hissetmediğini fark etmiştir. Bu çerçevede analizin hedefinin değişmesi gerektiğini ifade etmiştir. Analizin hedefi, sadece Freud’un iddia ettiği gibi bilinçdışını bilince çıkararak, içsel çatışmaları azaltmak değil, daha canlı, daha üretken ve işlevsel hisseden bireyler yaratabilmektir. Bunun için analizin sadece bilinçdışının arkeolojisinin dışında, düzeltici duygusal bir deneyim (corrective emotional experience) olması gerekir. Bu düzeltici duygusal deneyim ancak, hastasıyla derinden empatik bir bağ kurarak içerden anlamayı başaran bir analistle mümkün olabilir. Kohut, bu çerçevede tekrar ve tekrar başarılı bir analiz için analistin empati kapasitesinin öneminin altını çizer. Bu klasik analitik anlayışta olmayan bir şeydir. Freud, metinlerinde çok az yerde empatiye gönderme yapar ve empatiyi analitik tedavinin merkezine koymaz. Oysa, Kohut için empati bebeğin gelişip, serpilmesi için de, analitik tedavinin sağlıklı ilerleyip, hastasında değişim yaratabilmesi için de elzemdir.

Bütün bunlar çerçevesinde seans odası içindeki analiz nasıl bir dönüşüm yaşamıştır?

Kohut,

  • ‘bilen’ ve ‘tarafsız’ bir özne olarak analist ve hasta arasında daha simetrik bir ilişkinin olduğu
  • analistin yeri geldiğinde ‘hasta’sı için kendilik nesnesi işlevleri gördüğü, hastasını yer yer aynaladığı (taktir ettiği, cesaretlendirdiği, tebrik ettiği), yer yer de idealize etmesine izin verdiği
  • yorumun daha geri planda olduğu
  • analist ve hastası arasında duygusal bir ilişkinin gelişmesine izin verildiği
  • her şeyin geçmişten gelen bir aktarım olarak yorumlanmadığı, ‘şu anda ve burada’ya yer açan
  • hastanın kırılgan benliğinin onarılması, özgüvenin gelişmesine yardımcı olan bir analitik anlayış geliştirdi.

Bütün bu söylediklerimin, sizde modern psikoterapileri çağrıştırdığını tahmin ediyorum. Ki, Kohut bence bugünün dünyasında modern psikoterapilerinin yapılmasını mümkün kılmış ve psikanaliz içinde çok değerli kapılar açmayı başarmış bir kuramcı ve klinisyendir.

Şunu hatırlamakta yarar var. Döneminde psikanaliz pratiğiyle ilgili iddiaları ve savundukları ‘psikanalitik’ olmamakla kıyasıya eleştirilmiştir. Oysa, tarihin akışı, Kohut’un kavramsal ve uygulamaya yönelik bakışının ne kadar doğru olduğunu bizlere göstermiştir.

Son Söz

Bir Ressam, Bir Heykeltıraş ve Dâhi - Oggito

Michaelangelo’nun Musa Heykeli, San Pietro in Vincoli, Roma

Son olarak şu notla bitirmek isterim. Freud 1900’lerin başında Viyana’da yaşayan orta-üst sınıf nevrotik hastaların dünyasına şahitlik etmiş bir kuramcı ve klinisyendir. Oysa, Kohut Amerika Kıtasında 1950, 60 ve 70’li yıllarda, narsisizm epidemisinin uç vermeye başladığı bir kültürde narsisistik kırılganlığı yüksek hastalarla çalışmıştır. Kohut, bu dönüşümü Restoration of the Self eserinde şöyle özetler. Freud’un insanı Michaelengolo’nun Musa heykeline benzer. Katı bir süper egosu ve bütünleşmiş (integrated) bir kendiliği/’self’i vardır. Ne olduğunu ve ne olması gerektiğini bilir ama katı süperegonun talepleri altında ezilir. Oysa 20. Yüzyılın Amerika’sının insanı Pablo Picasso’nun tablolarındaki trajik insanlara benzer. Parçalanmıştır. Kim olduğunu, ne istediğini bilmez. Zaman ve insan değişmiştir. Değişen zamana ve insana uygun yeni sözler söylemek gerekmektedir.

Pablo Picasso, Tête de Femme (Head of a Woman), 1962

Picasso, Head of a Woman, 1962

Kohut, bizlere klinisyenler olarak insanı ve narsisistik patolojilerini anlayabilmek için çok değerli bir kavramsal çerçeve ve psikoterapi odası içinde kullanabileceğimiz çok değerli klinik içgörüler miras bırakmıştır. Bugün hepimiz biraz Kohut’un çocuklarıyız.

Kohut’un insani yönünü daha iyi anlamak isteyenlere, oğlu Thomas Kohut’un ağzından ‘babasını’ dinlemesini öneririm.