Menu
SÖYLEŞİLER

“EMDR Sanatı ve Bilimi: Protokolden Uygulamaya Giden Yolda Klinisyenlere Rehberlik” Kitabının Yazarı Rotem Brayer ile EMDR’nin Yeni Ufukları Hakkında Söyleşi

Mahan Doğrusöz: İlk sorum kendi mesleki yolculuğunuzla ilgili. Bugün EMDR alanındaki çalışmalarınızla dünya çapında tanınan birisiniz. Kariyeriniz en başından beri EMDR ile mi şekillendi, yoksa başlangıçta farklı bir terapötik yönelimle mi eğitim aldınız?

Rotem Brayer: Kariyerime EMDR terapisti olarak başlamadım. İlk dönem mesleki arka planım, bilişsel ve bilişsel-davranışçı yaklaşımlara dayanan oldukça eklektik bir yapıdaydı. Yıllar içinde Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT), Diyalektik Davranış Terapisi (DBT) ve daha pek çok farklı modalitede eğitimler tamamladım.

Klinik pratiğimin yaklaşık onuncu yılındayken ilk EMDR eğitimime katıldım. Daha ilk günden bu yöntemin çok farklı olduğunu hissetmiştim. İçimden, “İşte ben bu yüzden terapist oldum” dediğimi çok net hatırlıyorum. Daha önce öğrendiğim her şey elbette çok değerliydi; ancak EMDR, başından beri aradığım o derinliği ve dönüştürücü potansiyeli bana sundu. Kısa sürede benim mesleki yaşam misyonum haline geldi.

Mahan Doğrusöz: EMDR’nin üzerinizde bu kadar derin bir etki bırakmasını sağlayan şey neydi? Psikoterapiye bakışınızı ve bir klinisyen olarak çalışmanızı nasıl dönüştürdü?

Rotem Brayer: EMDR, terapötik değişime dair anlayışımı tamamen dönüştürdü. Geriye dönüp baktığımda, EMDR’den önce yaptığım şeylerin çoğunlukla danışanların semptomlarla başa çıkmalarına veya daha iyi işlev göstermelerine yardımcı olmaktan ibaret olduğunu, adeta yüzeyi tırmaladığımı fark ettim. Oysa EMDR, zorlukların tam özüne, çekirdeğine ulaşmamı sağladı.

Ben terapi sürecinin sadece semptom hafifletici değil, derinden dönüştürücü olmasını istediğim için terapist olmuştum. Temel EMDR eğitimimin ilk gününde izlediğim bir canlı uygulama bana her şeyi gösterdi: EMDR’nin danışanın tüm savunma katmanlarını nasıl bypass ettiğini ve normalde erişilmesi imkansız olan derinlikteki malzemeye nasıl doğrudan ulaştığını gördüm. Bu deneyim benim için her şeyi değiştirdi.

Mahan Doğrusöz: Ben ilk eğitimimi Francine Shapiro tarafından geliştirilen klasik EMDR modeli üzerine almıştım. Ancak yaklaşık bir buçuk yıl önce EMDR 2.0 ile tanıştım ve bu yöntemi hem büyüleyici hem de son derece etkili buldum. Türkiye’deki klinisyenler arasında geleneksel EMDR’yi savunanlar ile EMDR 2.0’ı benimseyenler arasında belirgin bir gerilim ve eski modele sadık kalma eğiliminde olan klinisyenlerde muhafazakar bir direnç hissediyorum. Siz dünyadaki bu kamplaşmayı nasıl yorumluyorsunuz ve kendinizi nerede konumlandırıyorsunuz?

Rotem Brayer: EMDR topluluğu içinde farklı kamplar olduğu ve farklı uzmanların belirli duruşlar sergilediği doğru. Ancak bu ayrım benim için hiç önemli değil. En çok önem verdiğim şey, danışan için neyin en iyi çalıştığıdır. Geleneksel EMDR ile EMDR 2.0’ı birbirine rakip yaklaşımlar olarak görmüyorum. Ben de genellikle çalışmaya standart EMDR ile başlarım. Ancak danışanda karmaşık travma, yoğun disosiyasyon veya travmatik anıya yaklaşmakta büyük bir zorluk söz konusuysa, EMDR 2.0’ın unsurlarını, özellikle çalışma belleğini aşırı yükleme (taxing working memory) stratejilerini sürece dahil ederim. Benim için bu bir “ya o ya bu” sorusu değil; bağlılığım belirli bir kampa değil, danışanlarımadır.

Mahan Doğrusöz: Klinik bir merakla sormak istiyorum; neden her vakada doğrudan EMDR 2.0 ile başlamak yerine önce geleneksel modelle ilerliyorsunuz? Çünkü kendi deneyimime göre EMDR 2.0, süreci adeta bir lazer ışını gibi hızlandırıyor, çok daha etkili sonuçlar veriyor ve daha az komplikasyonla netice veriyor.

Rotem Brayer: EMDR 2.0’ın, danışanların geçmişteki ağır anılara geri dönmekte ve o acıyla yüzleşmekte ciddi şekilde zorlandığı karmaşık travma vakaları için biçilmiş kaftan olduğunu düşünüyorum. Bu tip durumlarda çeşitli teknik ve stratejilerle çalışma belleğini kasıtlı olarak aşırı yüklemeye klinik bir ihtiyaç duyuyoruz.

Öte yandan, eğer ortada karmaşık bir travma yapısı yoksa ve 2.0’ın bu yoğun müdahalelerine gerek duyulmuyorsa, geleneksel EMDR’nin de tek başına son derece güçlü sonuçlar verdiğini görüyorum. Yani eğer sistem normal EMDR ile zaten güzelce akıyor ve iyileşme sağlıyorsa, ekstra bir müdahaleye gerek görmüyorum. Fakat danışanın o acıyla baş başa kalıp travmatik anıya geri dönmesinin çok zorlayıcı olacağını önceden sezersem veya süreç içinde bir tıkanma fark edersem, hiç çekinmeden EMDR 2.0 unsurlarını işin içine katıyorum.

Mahan Doğrusöz: EMDR başlangıçta post-travmatik stres bozukluğu (PTSB) için bir tedavi yöntemi olarak geliştirilmişti. Ancak bugün kişilik bozuklukları, gelişimsel travmalar ve hatta psikotik bozukluklar da dahil olmak üzere çok daha geniş bir yelpazede kullanılıyor. EMDR’nin bu klinik uygulama alanlarının genişlemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Rotem Brayer: Bunu çok olumlu bir gelişme olarak görüyorum çünkü travmaya dair anlayışımız yıllar içinde önemli ölçüde evrildi. Artık travmayı sadece doğal afetler, saldırılar veya ciddi kazalar gibi katastrofik olaylardan ibaret görmüyoruz. Travmanın aynı zamanda gerçekleşmeyen şeylerden de kaynaklanabileceğini biliyoruz: Kritik gelişimsel dönemlerde görülmemek, duygusal olarak beslenip büyütülmemek, güvende veya bağlanmış hissetmemek gibi.

Adaptif Bilgi İşleme (AIP) modeli perspektifinden bakıldığında travma, beyin tarafından uygun şekilde işlenmemiş her türlü deneyimdir. Bu hem büyük travmatik olayları hem de bir kişinin gelişimini şekillendiren daha örtük bağlanma yaralarını içerebilir. EMDR’nin genişleyen kapsamı, travmaya dair bu daha geniş ve nüanslı anlayışı yansıtmaktadır.

Mahan Doğrusöz: EMDR’nin psikotik bozukluklarda kullanımına yönelik artan bir ilgi fark ettim. Bu popülasyonla EMDR uygulama konusunda klinik bir deneyiminiz oldu mu?

Rotem Brayer: Oldu, ancak bu alan ciddi bir deneyim, dikkat ve uzmanlık bilgisi gerektiren bir alandır. Alanda, EMDR’nin psikozda kullanımına önemli katkılarda bulunmuş Dr. Paul Miller gibi dünya çapında uzmanlar var.

Deneyimlerim bana psikotik bozukluğu olan bazı danışanların EMDR’den kesinlikle fayda sağlayabileceğini gösterdi, ancak bu herkes için uygun olduğu anlamına gelmez. Hele ki danışanın hezeyan (delüzyonel) inanç sistemleri son derece aktif durumdaysa, adaptif bilgiye erişmek ve etkili bir işlemlemeyi kolaylaştırmak inanılmaz derecede zor olabilir. Bazı psikotik danışanlarda başarı elde etmiş olsam da bu her vaka için geçerli değildir; bu alan hala gelişmekte olan bir uygulama alanı ve gelecek araştırmalar için önemli bir sınırdır.

Mahan Doğrusöz: EMDR’nin özellikle ilgi çekici bulduğum yönlerinden biri de diğer terapötik yaklaşımlarla entegre olabilme kapasitesidir. EMDR’yi birincil olarak tamamlayıcı bir yöntem olarak mı görüyorsunuz, yoksa diğer psikoterapi okullarını dönüştürme potansiyeline sahip olduğuna inanıyor musunuz?

Rotem Brayer: Her ikisini de yapabileceğine inanıyorum. 2019 yılında, farklı ekollerin EMDR ile nasıl entegre olduğunu inceleyen pek çok ücretsiz webinara ev sahipliği yaptığımız EMDR Learning Community (https://emdr-learning.com/) adında çevrimiçi bir platform başlattım.

En doğal entegrasyonlardan bazıları, İçsel Aile Sistemleri (IFS) veya ego durum terapisi gibi ‘parça’ odaklı terapilerle ve Somatik Deneyimleme gibi bedensel yaklaşımlarla gerçekleşiyor. Bağlanma odaklı EMDR ise bir diğer heyecan verici kulvar. Örneğin, İngiltere’deki meslektaşım Mark Brayne, tamamen bu örtük, erken dönem ilişkisel yaraların nasıl işleneceğine odaklanan bağlanma odaklı EMDR eğitimleri veriyor.

Nihayetinde, etkili bir terapi esneklik gerektirir çünkü her danışanın ihtiyacı biraz farklıdır. Eğer bir danışan parçalarla çalışma diline uyum sağlayamıyorsa, ona zorla IFS müdahaleleri dayatmam. Ancak hemen hemen herkes işlemleme esnasında bedeninde bir şeyler hisseder; bu yüzden somatik araçlardan yararlanmak çok daha derin bir işlemleme yapmamızı sağlar. Hatta bebeklik dönemindeki anıları işlemek için “pre-verbal” (söz öncesi) EMDR adıyla yeni eğitimler bile doğuyor. Entegrasyon potansiyeli tek kelimeyle muazzam.

Mahan Doğrusöz: Ben şu sıralar Richard Erskine’in, uyumlanma (attunement), eş-düzenleme (co-regulation) ve terapötik ilişkiye güçlü bir vurgu yapan İntegratif Psikoterapi yaklaşımı üzerine eğitim alıyorum. Kendi deneyimime göre EMDR, bu ilişkisel çerçeveye fevkalade güzel oturuyor.

Rotem Brayer: Tamamen katılyorum ve aslına bakarsanız kitabımda da tam olarak bu konudan bahsediyorum. EMDR sadece mekanik bir teknikten ibaret değildir. Terapötik ilişki, uyumlanma, eş-düzenleme ve terapistin odadaki varlığı, etkili bir EMDR çalışmasının temel yapı taşlarıdır. Hiçbir psikoterapi yaklaşımı sadece bir dizi tekniğe indirgenemez. Her şeyden önce bizler terapistiz. Danışanlarımızla anlık, anbean düzeyde ne olup bittiğine uyumlanan “eş-düzenleyiciler” (co-regulators) olmak zorundayız. İlişki, tüm bu süreci bir arada tutan yegane çekirdektir.

Mahan Doğrusöz: Yapılan bir araştırma, EMDR eğitimi almış pek çok klinisyenin, özellikle de psikodinamik yönelimli psikoterapistlerin bu yöntemi uygulamakta aslında oldukça isteksiz davrandıklarını gösteriyor. Sizce bu mesafeli duruşun, direncin arkasında ne yatıyor? Sadece psikodinamik topluluğun muhafazakarlığı mı?

Rotem Brayer: Bunun bir yönünün akademik muhafazakarlık olduğunu düşünüyorum ancak daha büyük bir nedeni, EMDR’yi sıklıkla bir nevi “hızlı bir çözüm” (quick fix) olarak görmeleridir, ki bu kesinlikle doğru değil. EMDR çok hızlı sonuçlar üretebilir ancak temelde kesinlikle derinlik odaklı bir terapidir (depth-oriented therapy). EMDR’yi açıkça bir derinlik psikoterapisi modalitesi olarak kullanan pek çok meslektaşım var.

Maalesef bazı psikoloji çevreleri onu kendi klinik derinlikleriyle uyuşmayan, yüzeysel bir araç olarak görüyor ve ben bu fikre tamamen karşı çıkıyorum. Bunu vurgulamak adına, önümüzdeki ay editörlüğünü üstlendiğim “EMDR As You Are” (Olduğun Gibi EMDR) adlı yeni bir kitabım çıkıyor. Bu proje için dünyanın farklı yerlerinden, çok çeşitli terapötik geçmişlere sahip 12 uzmanı bir araya getirdim. Kitap, her uzmanın kendi orijinal eğitim köklerini EMDR’ye nasıl taşıdığını gösteriyor. Örneğin, İngiltere’den Alexandra Dent ile maneviyat ve EMDR, Avustralya’dan Mark Grant ile kronik ağrılarda EMDR ve Florida’dan Dr. Andrew Dovo ile Jungiyen psikolojiyle entegre EMDR bölümlerine yer verdik. Bu çalışma, profesyonel köklerinizi doğrudan EMDR pratiğinizin içine taşıyabileceğinizi kanıtlıyor.

Mahan Doğrusöz: Son sorum EMDR’nin geleceğine dair. Son birkaç aydır yayınladığınız ve yeni ufukları tartıştığınız videolarınızı takip ediyorum; özellikle EMDR’nin psikedelik destekli psikoterapiyle entegrasyonu — psilosibin mantarları, MDMA ve ketamin gibi maddelerin kullanımı üzerine konuşuyorsunuz. Bu ilaçlar tam olarak neyi kolaylaştırıyor ve EMDR çerçevesini nasıl dönüştürüyor?

Rotem Brayer: EMDR’nin psikedelik destekli tedavilerle entegrasyonu, şüphesiz psikoterapinin geleceğindeki en önemli ve heyecan verici sınırlardan biridir. Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Avustralya ve Avrupa’nın bazı ülkelerinde, bir zamanlar sadece tehlikeli uyuşturucular olarak görülen maddelerin artık güçlü birer tıp ilacı (medicine) olarak kabul edildiği devasa bir paradigma değişimi yaşanıyor.

Bu ilaçların temel olarak EMDR çerçevesine eklediği şey, savunma mekanizmalarıyla ilgilidir. Hepimizin savunmaları vardır ancak travma mağdurları olağanüstü derecede güçlü, katı savunmalara sahiptir. Dikkatle kontrol edilen klinik koşullar altında ve sorumlulukla kullanıldığında, bu ilaçlar o savunma katmanlarının doğrudan altına inmemizi sağlar. Ego savunmalarını bypass ederek, terapistin ve danışanın işlenmesi gereken o ham travmatik malzemeye, bağlanma yaralarına veya derine kök salmış yaşantılara doğrudan erişmesini kolaylaştırırlar.

Elbette bu tedaviler herkese uygulanacak genelgeçer bir çözüm değildir; sıkı bir tarama süreci gerektirirler ve göz önünde bulundurulması gereken çok ciddi kontrendikasyonlar vardır. Ancak etkili bir psikoterapiyle bütünleştirildiklerinde —ki bu ister EMDR olsun, ister psikedelikleri yoğun bir şekilde benimsemiş olan IFS olsun— danışanların normal şartlarda tamamen erişilemez kalacak olan o ham materyale ulaşıp iyileşmelerine olanak tanıyorlar.

Mahan Doğrusöz: Görüşlerinizi ve deneyimlerinizi benimle paylaştığınız için çok teşekkür ederim.

Rotem Brayer, travma iyileşmesi ve bağlanma yaraları üzerine uzmanlaşmış Lisanslı Profesyonel Danışman (LPC), sertifikalı EMDR terapisti ve ileri düzey danışmandır. EMDR Denver ve EMDR Learning Community’nin ( (https://emdr-learning.com/) kurucusu olarak, ruh sağlığı alanında öncü bir eğitmen haline gelmiş ve klinisyenlerin terapötik becerilerini geliştirmeleri için dünya çapında eğitimler vermiştir. “EMDR Sanatı ve Bilimi” (The Art and Science of EMDR) kitabının yazarı olan Brayer ulusal konferanslarda nörobiyolojinin travma odaklı yaklaşımla bütünleştirilmesi üzerine düzenli olarak sunumlar gerçekleştirmektedir. Kariyeri boyunca, katı klinik protokoller ile ilişkisel ve yaratıcı uygulamalar arasındaki köprüyü kurarak travma terapisinin modern evrimine önemli katkılarda bulunmuştur.

Görsel hakkında not: Poster Bauhaus Art