‘All that we see or seem
Is but a dream within a dream.’
Edgar Allen Poe

Okan Diköz (1970-2025)
Sevgili dostumuz Okan Diköz’ü, ani bir biçimde, 25 Temmuz 2025 Cuma günü, 55. doğum gününden sadece 21 gün önce kaybettik. Okan, ölümü akla getirmekten en uzak insanlardan biriydi. Hayata sürekli bir çocuk merakıyla bakan, muzip, neşeli, hayatın güzelliklerine, zevklerine ve aydınlık yüzüne düşkün bir dosttan bahsediyoruz.
Okan’ın aramızdan bu kadar erken ayrılışının ardından, dostları olarak 55. doğum gününde onun yanında olmak istedik. Hepimiz kendi Okan’ımızı yazmayı denedik. Diğer yandan bize Okan’ı hatırlatan birer şarkıyı ona hediye etmek istedik.
Umarız o muzip, meraklı çocuk bakışıyla bizleri uzaktan izliyordur.
İyi ki doğdun, güzel çocuk!
Peter Pan’a Veda Ederken
Mahan Doğrusöz
Okan, benim tanıdığım en eski dostumdu. Ortaokul yıllarında bizim okula gelişinden itibaren, zaman zaman araya mesafeler de girse, hayatıma tanıklık eden nadir insanlardandı. Çok farklıydık. Ben ne kadar duygusal ve nostaljik isem, Okan o oranda teknoloji hayranı ve fütüristik birisiydi. Ben ne zaman derin konulara, duygulara, tarihe dalmak istesem, o ‘cool’ aurası, teknik detaylarla dolu sohbetleri ve muzip tarzıyla beni bambaşka bir evrene çekerdi. Zaman zaman beraber projeler üretme hevesiyle yola çıkar, sonra da konuştuğumuz farklı diller arasında bir denge bulamayıp çoğu zaman bu sevdadan vazgeçerdik. Bütün bu farklılıklarımıza rağmen dostluğumuz, zaman zaman yer altına inen, sonra da tekrar yeryüzünde beliren akarsular misali devam etti. En büyük ortaklığımız, merakımızdı. Okan da aynen benim gibi uçsuz bucaksız bir meraka sahipti. Hep yeni şeyler öğrenmeye ve kendini geliştirmeye yönelik bir hevesi vardı. Evrenin genişlemesinden burçlara, Antik Mısır’dan Mayalar’a, tarım devriminden yapay zekâya, mitolojiden psikodramaya kadar her şeyi konuşabileceğim nadir insanlardandı.
Ben, Okan’ı hep hayatın aydınlık tarafında yürüyen bir ruh olarak görmüşümdür. Okan’ı düşündüğümde, aklıma asla kasvetli, karanlık bir şey gelmez. Astrolojiye meraklı birisi olarak, onu her düşündüğümde gözümün önüne, tahtında güneşin altında parlayan tacıyla gülümseyen bir kral imgesi geliverir. Hayatın zevklerine ve güzelliklerine düşkün, heybetli, neşeli, oyuncu bir kral… Yıllar içinde dostluğumuz derinleşmeye başladığında, bu kralın son derece hassas bir kalbi olduğunu keşfetmişliğim de vardır.
Bizim kuşağımız bağnaz bir kuşaktır. Bizim kuşağımızın esaretinden kaçmayı başarmış nadir insanlardandır Okan. Önyargısız bakışıyla, farklı renkler ve sesler taşıyan insanları kucaklayabilmiş birisidir. Ona yakın hissettiğim başka bir nokta da tam budur. Katı hiyerarşiler ve toplumsal cinsiyet rolleriyle büyütülmüş bir kuşaktan gelen Okan ve ben, bir dönemin kaçkınlarıyız!
Okan’ı kaybettiğim için çok üzgünüm. Benim çocukluk ve gençlik yıllarıma şahitlik etmiş en eski dostumu kaybettim. Bazen bir dost sohbetinde, bazen bir partide, bazen bir İstanbul gezisinde, bazen bir Noel ayininde hayatın son derece farklı yüzlerini beraber deneyimlediğim çok nadir bir dostu… Onu her düşündüğümde gözümün önüne bir fotoğraf karesi geliyor: Bazen çocuklukta kurduğumuz bir oyundan bir sahne, bazen gençlik yıllarımızdaki bir partiden bir sahne… Bazen bir Noel ayininden, bazen bir kafede hararetli sohbetimizden bir sahne!
Bir de sana bir teşekkür borcum var, sevgili dostum. Şu güzel websitemi on beş yıl önce bir toz ve gaz bulutundan ete kemiğe büründüren sen oldun. Seni tanıdığım için çok şanslı hissediyorum. Bugün senin doğum günün, güzel dostum. İyi ki doğdun! Sana doğum gününde, bana muzipliğini ve çocuksu neşeni hatırlatan bir şarkı hediye etmek istiyorum! Ardından da hüznümü paylaşan bir şarkı!
Seni çok özleyeceğim!

Onur Gül, Mahan Doğrusöz ve Okan Diköz – 17 Mart 2020, Moda, Okan’ın Evi
Seni Her Zaman Özleyeceğim
Mete Burak Şengün
Okan’ı seven, Okan’ı anan, Okan’ı hatırlayacak herkese merhabalar,
Bundan çok uzun yıllar önce, daha henüz her eve internet, her eve bilgisayar girmemişken, 31 Mayıs 1995 tarihinde Eskişehir’den İstanbul’a gelen gündüz treninde, daha önce fakültenin kafeteryasında görüp tanışma fırsatı bulamadığım Okan Diköz ile karşılaştım. Trende kısa bir selamlaşmanın ardından onun “Selam” demesiyle, benim de “Elinde bilgisayar kasası mı var, onu mu taşıyorsun?” diye sormamla başlayan iki cümlelik tanışma… Ve ardından omuz omuza, birlikte geçen 30 yıldan daha uzun bir süre…
Hayatta bazı günlerin, bazı anların talihin yüzümüze güldüğü zamanlar olduğunu, omzumdaki şans meleğimin bana yardım ettiğini hep düşünmüşümdür. İşte, 31 Mayıs günü de o anlardan biriydi. Upuzun boylu, havalı, muhteşem İngilizcesi olan, mükemmel Türkçesiyle sohbet etmeyi seven Okan’la Eskişehir’den İstanbul’a kadar sohbet ettik. Elbette ikimiz de bu tanışıklığın çeyrek asrı aşacak bir arkadaşlığa dönüşeceğini tahmin etmiyorduk.
Sonraki karşılaşmamızda da elektriğin tutması derken… Ben 18, o 25 yaşındayken bu muhteşem insanı tanıma fırsatı buldum. “Arkadaş”, “dost” sıfatlarını en çok hak eden insandı. Hayatımdaki en güzel karşılaşmalardan, kesişen yolların en kıymetli anı diyebilirim bu arkadaşlık için.
Önce üniversiteyi birlikte okuyup bitirdik. Ardından aynı tarihlerde İstanbul’a döndük. İyisiyle kötüsüyle, acısıyla tatlısıyla, kader ağlarını örerken hep bir arada olma şansını elde ettik. Hangimizin hangi yönü güçlüyse, diğeri ona yol gösterdi, yardım etti. Aramızdaki %100 samimiyet ve içtenlik… Hayatta çok az insanın nasiplenebileceği bir dostluğu yaşadım. Ve kendimi en gerçek hâlimle, filtresiz bir şekilde yansıtabildiğim muhteşem bir dönemdi bu.
Benim ilk özgeçmişimi Okan hazırlamıştır. Belki size sıradan gelebilir ama o yıllarda hiç de sıradan bir şey değildi bu. Paylaştıklarımız sadece akademik ya da profesyonel hayatla sınırlı kalmadı. Hayatta birçok şeyin ilkini birlikte tecrübe ettik. Gençlikten genç erişkinliğe, oradan erişkinliğe ve nihayetinde orta yaşa geçerken… Hep birbirimizin yanında olmayı başardık.
O, hayatımda birçok güzel iz bırakmıştır. Eğer onu tanımasaydım, bugün bulunduğum noktadan birkaç adım geride olurdum. Özellikle üniversite yıllarında ikimizin de fakültede kapasitesi yüksek öğrenciler oluşu aramızda harika bir sinerji doğurmuştu. Birçok projeyi birlikte tamamladık. Öğretmenlik stajımızı aynı Anadolu Lisesi’nde yaptık.
Yıllar geçtikçe, daha büyük “adam işleri” başımıza geldiğinde, daha büyük görevler verildiğinde birlikte şaşırdık, birlikte atlattık. Kimseye anlatmadıklarımı ona anlattım. Kimsenin bilmediklerini o bilirdi. O, benim kara kutumdu.
25 Temmuz 2025 günü, apar topar hastaneye gittiğimde, son ana kadar tedavi sürecinin seyrine dair bilgi alacağımı düşünüyordum. Ama bir ortak arkadaşımız bizi kapıda karşılayıp “Başınız sağ olsun” dediği an… İçimde bir şeyin koptuğunu hissettim. Film mi koptu, halat mı koptu, zincir mi… Bilmiyorum ama çok önemli bir şeyin koptuğu kesin. Hastanenin bahçesinde kalakaldım. Birlikte geçirdiğimiz 30 yılı, 30 saniyede gözümün önünden geçirdim.
Beraber gittiğimiz sinemalar, konserler, yılbaşı geceleri, doğum günleri… Benim yine bir sorunla onun kapısına dikilişim, oturup beraber çözüm arayışlarımız… Onun bana bazen çok önemli şeyleri sakince anlatışı, “şapkanın uçmasına” sebep olduğu anlar… Sevinçlerimiz, üzüntülerimiz… Hepsi gözümün önünde bir film gibi aktı.
İşte o tren yolculuğunda “Selam” diyerek başlattığı bu arkadaşlık, benim bir hastane bahçesinde kendisine mecburen “Elveda” dememle sona erdi.
Bu dünyadaki bu seferki gelişimde karşıma bir Okan daha çıkma ihtimali yok. Ama onu her zaman hatırlayarak, onun yaptıklarını insanlara hatırlatarak, unutturmayarak, hep yaşatmak için elimden geleni yapacağım.
Eğer bu dünyada hayatınızdan Okan Diköz geçtiyse ve onun verdiği mesajı anlayabildiyseniz, zaten hayattaki şansınız dünyanın geri kalanından bir adım önde demektir.
Bundan sonra hepimiz, Okan’ın fiziksel olarak hayatımızda olmayışına alışarak yaşayacağız. Birçoğunuzun tahmin ettiği gibi, bu konuda en çok zorlanacak insanlardan biri benim.
Mahan benden bu yazıyı kaleme almamı istediğinde, sizleri hüngür hüngür ağlatacak bir yazı da yazabilirdim. Çünkü her hikayenin o tarafı da vardır. Ama ben onu hep çılgınca gülüşüyle, evine gittiğinizde “Kahve?” diye sormasıyla, yargılamadan, sorgulamadan dinleyişiyle, hep mutlu ve hep mutluluk dağıtan hâliyle hatırlayın istedim. Ve sizleri üzmeyecek bir yazı yazmak istedim.
Hepimizin hayatından bir Okan Diköz geçti, ve gitti. Kim ne anladıysa, onun dostluğundan ne alabildiyse, o kadarını hatırlayacak.
Ama benim anladıklarım, ona anlattıklarım, onunla paylaştıklarım… Benim için paha biçilmez.
Karşıma Okan’ı çıkardığı için evrene teşekkür ediyorum. Ve artık bu dünyada olmayan Okan için, bundan sonra nerede, hangi formatta yaşıyorsa, en güzel hayatı diliyorum. Çünkü benim arkadaşım bunu hak ediyor.
Hepinize sevgilerimle, sağlıcakla kalın.

Murat Fişekcioglu, Okan Diköz, Burak Şengün – 22 Eylül 2018, Moda, Okan’ın Evi
Değerli Dostum Okan’ın Anısına
Barış Şimşek
Sevgili Okan,
Seninle tanışalı neredeyse yirmi yıl oldu. O zamanlar bir arkadaşınla yeni bir hobi edinmeye karar vermiş, hayatınıza scuba’yı katmak istemiştiniz ve dalış merkezimize gelmiştiniz. Ben senin eğitmenin olmasam da, bu vesileyle yollarımız kesişmişti.
Geçen yirmi yılda sayısız geziye, dalış turuna çıktık; birlikte pek çok anı biriktirdik. Yıllar geçtikçe sen benim için sadece bir dalış arkadaşı olmaktan çıktın; sohbet yoldaşım, dertlerimi paylaştığım bir sırdaş oldun. Bazen ayda bir görüşsek de, saatler süren sohbetlerimize doyamazdık. Bu derin sohbetleri ve birlikte geçirdiğimiz zamanları çok özleyeceğim; yerini doldurmak imkânsız olacak.
Aramızdan çok erken ayrıldın. En son Sapanca’da olduğunu biliyordum; döndüğünde yine bir şeyler yer, sohbet eder, belki bu yaz birlikte dalışa giderdik… Ama aniden ortaya çıkan bu hastalık, seni aramızdan sonsuza dek aldı. Bu habere hâlâ inanmakta güçlük çekiyorum.
Sen büyük bir kedi dostuydun. Hatta son zamanlarda evini yedi kediyle paylaşıyordun. Çevrendekileri de kedi sahiplenmeye teşvik ederdin. Senin verdiğin destek ve cesaretle bizim de evimizde iki yıldır çok sevdiğimiz bir kedimiz var.
Sevgili Okan, seni gerçekten çok özleyeceğim. Sen tam bir beyefendiydin; sözünü dinlemekten keyif alır, sohbetine doyamazdık. Benim yürüyüş merakımı hiç paylaşmasan da pas geçmez, birlikte uzun yürüyüşlere çıkardık. Gittiğin yerde de mutlu olacağına eminim. Bize de iyi bir yer tut; elbet bir gün yanına geleceğiz, yeniden buluşacağız.
Aramızdan bu kadar erken ayrılman inanılmaz ve kabul edilemez olsa da, bu dünyanın gerçekleriyle yüzleşmek ve kabullenmek zorundayız.
Huzur içinde uyu, sevgili dostum.
Okan’ın Ardından
Suat Digiçaylıoğlu
Seninle bir sonbahar mevsiminde tanıştık… Sene 1999. Gidişin çok ani oldu ve bizi derinden üzdü. Birlikte geçirdiğimiz zaman için minnettarım; bizimle paylaştığın her şey için sana teşekkür ederim.
Bizi erken terk etmiş olabilirsin ama biz seni her zaman hatırlayacak, anını yaşatacağız.
Seninle keyifli bir filmde oynadık. Her güzel şey gibi bu film de çabuk bitti; tadı damağımızda kaldı.
Huzur içinde yat, ışıklar içinde uyu arkadaşım.
Sevgilerimle,
SD.

Canım Okan’a
Banu Ünlüer
Canım Okancım,
Haftalardır aklımdasın. Ne yazacağımı, duygularımı nasıl ifade edebileceğimi düşünüp düşünüp kitleniyordum. Şimdi geldi işte yazma cesareti, gözyaşları eşliğinde…
Az önce karşıma Deepak Chopra çıktı. Hani sana onun gıybetini yapmış, sinir olduğumu ve yapmacık bulduğumu söylemiştim. Sen ise her zamanki gibi olgun olgun dinlemiştin, hiç tepki vermeden.
Sonra aklıma Ayşe geldi. Yıllar önce İstanbul’da bir yolculuk aktarması sırasında, sosyal medyadan vefat haberini öğrenip sana yazmıştım. Çok şaşırmış, şok olmuştuk. O da Vernon Frost’un eğitim ekibindeydi.
Neden Okan ya… Neden?!
Yıllar önce Essence ekibindeyken, “Ben burada olmak istemiyorum, zaten zorla kaydettirdiler beni” deyip gitmek istemiştin. O zaman bütün grup uğraşmış, seni vazgeçirmiştik. Ama bu kez çok sessiz, çok habersiz oldu gidişin. “Dur, noldu, apar topar nereye böyle?” bile diyemedim.
Okan… Çok üzgünüm. Çok ama çok üzgünüm. Senin gibi donanımlı, dopdolu bir ruhu kaybetti bu dünya. Tamam, belki başka bir boyuttasın ve bir şekilde hâlâ buradasın. Ama telefonun öbür ucunda olmadığını bilmek çok acıtıyor.
Daha ne anlatabilirim bilmiyorum. Yazmak çok zor.
İyi ki yıllar önce İzmir’e geldiğinde gördüm seni.
İyi ki Barınak Kafe’de oturup sohbet ettik.
İyi ki hayatına dahil ettin beni.
İyi ki paylaştık hayata dair pek çok şeyi.
Sen hep usulca, koca yüreğinle anlattın.
Seni çok seviyorum. Ruhun hep huzurlu olsun. Hep kalbimde var olacaksın, bilesin.


