Menu
DENEMELER

Psikoloji Bilgisinin Karanlık Yüzü

Mesleki erdemlerin ardındaki insani zaaflara ithafen

Erdemlerimiz, çoğu zaman kılık değiştirmiş kötülüklerimizden ibarettir.’

La Rochefoucauld

Psikoloji bilgisi, insanın kendisini ve başkalarını anlamasına, davranışlarının ardındaki bilinçdışı dinamikleri fark etmesine ve ilişkilerindeki tekrar örüntülerini tanımasına yardımcı olmayı amaçlar. Ancak bu bilginin her zaman içgörüye, öz-farkındalığa veya daha gelişmiş bir ilişkisel kapasiteye hizmet ettiğini varsaymak saflık olabilir. Psikolojik bilgi, paradoksal biçimde, insanın kendisiyle karşılaşmasını kolaylaştırmak yerine, bu karşılaşmadan kaçınmasının; başkalarını anlamak yerine onları tanımlayıp sınıflandırmasının ve nihayetinde ilişkilerde güç kurmasının aracına da dönüşebilir.

Bu dönüşümün en ilginç tarafı, kişinin psikolojik bilgisini kullanarak kendisi hakkında daha sofistike, tutarlı ve olumlu bir anlatı inşa edebilmesidir.

Kendilik anlatısının yeniden inşası: Gerçeklikle karşılaşmamak

İnsanlar kendileri hakkında yalnızca başkalarına sundukları hikâyeler anlatmazlar. Aynı zamanda bu hikâyelere, kendilik bütünlüklerini korumak ve kendileriyle ilgili olumlu algılarını sürdürmek için ihtiyaç duyarlar. Kişinin kendisini adil, empatik, etik, duyarlı veya eşitlikçi biri olarak tanımlaması, bu özellikleri davranışlarında gerçekten sergilediği anlamına gelmez.

Kişi kendi davranışlarıyla benimsediği değerler arasındaki çelişkiyle karşılaştığında, bu çelişkiyi tanımak ve kendilik algısını gözden geçirmek yerine, yaşananları mevcut kendilik anlatısını koruyacak biçimde yeniden yorumlayabilir. Haksızlık yapmak, kendi haklarını korumak; kontrol etmek, sorumluluk almak; başkasının sınırlarını ihlal etmek, dürüst ve açık sözlü olmak şeklinde yeniden tanımlanabilir.

Psikoloji bilgisi bu süreci daha da karmaşıklaştırabilir. Kişi yalnızca kendisini olumlu gösterecek bir hikâye yazmakla kalmaz, bu hikâyeyi psikolojik kavramlarla da destekleyebilir. Böylece kendi davranışlarını sorgulamak yerine açıklayabilir; açıklamakla kalmayıp meşrulaştırabilir.

Sonuçta ortaya çıkan şey içgörü değil, psikolojik bir söz dağarcığıyla tahkim edilmiş bir kendilik anlatısıdır.

İçgörü yerine entelektüelleştirme

Psikolojik bilgi edinmek ile kendini tanımak aynı şey değildir. Bir savunma mekanizmasının adını bilmek, o savunmayı fark edebilmek anlamına gelmediği gibi, kişinin kendi savunmalarını kuramsal olarak açıklayabilmesi de onlarla yüzleştiğini göstermez.

Hatta teorik bilgi, bazı durumlarda savunmaları daha sofistike hâle getirebilir. Kişi kendi davranışlarının ardındaki çatışmaları araştırmak yerine, bunları açıklayan kuramsal çerçeveler geliştirebilir. Böylece bilgi, gerçeklikle temas kurmanın değil, gerçeklikle araya mesafe koymanın aracına dönüşür.

Bu noktada entelektüelleştirme kavramı özellikle anlamlıdır. Duygusal ve ilişkisel bir deneyimin bilişsel düzlemde ele alınması, kişinin o deneyimin duygusal gerçekliğiyle temas etmesini engelleyebilir. Ancak burada söz konusu olan yalnızca klasik anlamda entelektüelleştirme değildir. Psikolojik bilginin, kişinin kendisini sorgulamak zorunda kalmayacağı bir açıklama sistemi olarak kullanılmasıdır.

‘Weaponization’: Psikolojik bilginin silaha dönüştürülmesi

Psikolojik bilginin karanlık yüzünün bir başka boyutu, ilişkilerde bir güç ve kontrol aracına dönüştürülmesidir.

İnsanların savunmaları, bağlanma biçimleri, kırılganlıkları, korkuları ve ilişki örüntüleri hakkında bilgi sahibi olmak, bu bilgiyi onların yararına kullanmayı garanti etmez. Tam tersine, bu bilgi karşı tarafı etkilemek, yönlendirmek, savunmasız bırakmak veya itirazlarını etkisizleştirmek için de kullanılabilir.

Bu durumda psikolojik dil, karşılıklı anlamayı kolaylaştıran bir iletişim aracı olmaktan çıkar; ilişkide üstünlük kurmanın aracına dönüşür.

Karşı tarafın duygusal tepkileri onun aşırı hassasiyeti, itirazları savunmaları, sınır koyması kaçınması, eleştirileri ise projeksiyonu olarak tanımlanabilir. Böylece tartışmanın konusu kişinin kendi davranışlarından uzaklaştırılarak karşı tarafın psikolojik özelliklerine taşınır.

Psikolojik kavramlar, bu yolla, karşı tarafın deneyimini anlamak yerine onun deneyiminin geçerliliğini ortadan kaldırmak için kullanılır.

‘Pathologization’: Anlaşmazlığın patolojikleştirilmesi

‘Weaponization‘ kavramı ile yakından ilişkili bir başka pratik, patolojikleştirmedir.

İnsanlar arasındaki her anlaşmazlık psikolojik bir bozukluğun, her itiraz bir savunmanın, her sınır koyma girişimi bir bağlanma sorununun göstergesi değildir. Bununla birlikte psikolojik kavramların gündelik ve profesyonel ilişkilerde gelişigüzel kullanılması, meşru anlaşmazlıkların patolojik kategoriler içinde değerlendirilmesine yol açabilir.

Özellikle güç asimetrisinin bulunduğu ilişkilerde bu kullanım son derece sorunludur. Güç sahibi kişinin davranışları sorgulanmak yerine, ona itiraz eden kişinin psikolojik özellikleri tartışmanın merkezine yerleşir.

Böylece ilişkisel sorumluluk bireyselleştirilir; güç ilişkileri görünmez hâle gelir. Kişinin kendisine yöneltilen eleştiriyi değerlendirmesi gerekmez, çünkü eleştirinin kendisi zaten karşı tarafın patolojisinin bir belirtisi olarak yorumlanmıştır.

Bu, psikolojik bilginin yalnızca bir açıklama aracı değil, aynı zamanda bir susturma aracına dönüşmesidir.

Kuramsal bilginin yarattığı epistemik kibir

Psikoloji eğitimi ve teorik birikim, kişiye insan davranışlarını anlamak için önemli araçlar sunar. Ancak bu araçlara sahip olmak, kişinin kendi kör noktalarını aşmış olduğu veya başkalarını onlardan daha iyi tanıdığı anlamına gelmez.

Buna rağmen psikolojik bilgi, kişide kendi yorumlarının doğruluğuna ilişkin aşırı bir güven yaratabilir. Kişi başkalarının davranışlarını kolaylıkla analiz ederken kendi davranışlarını aynı eleştirel mesafeyle değerlendiremeyebilir. Kendi yorumlarını nesnel bilgi, başkalarının itirazlarını ise savunma olarak görebilir.

Burada kuramsal bilgi, epistemik bir tevazu geliştirmek yerine epistemik kibri besler.

Oysa psikolojik formülasyonların doğası gereği geçici, bağlamsal ve sınanmaya açık olması gerekir. Bir insanın davranışına ilişkin yorumumuz, o insanın öznel deneyiminin kendisi değildir. Bir kavramın açıklayıcı gücü, onu kullanan kişiye yanılmazlık kazandırmaz.

Bilmek, insanı daha etik yapar mı?

Bütün bunlar bizi önemli bir soruya getiriyor: İnsan psikolojisi hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak, onu daha etik, daha empatik veya ilişkilerinde daha sorumlu biri hâline getirir mi?

Bunun kendiliğinden gerçekleştiğini söyleyemeyiz.

Psikolojik bilgi, öz-farkındalığın gelişmesine hizmet edebileceği gibi, kişinin kendi davranışlarını sorgulamaktan kaçınmasını da kolaylaştırabilir. Başkalarının kırılganlıklarını tanımayı sağlayabileceği gibi, bu kırılganlıklardan yararlanmanın araçlarını da sunabilir. İnsanların öznelliğine saygıyı güçlendirebileceği gibi, onları kuramsal kategorilere indirgeyerek nesneleştirmeye de hizmet edebilir.

Bu nedenle psikolojik bilginin etik değeri, yalnızca ne kadar doğru veya kapsamlı olduğuyla değil, nasıl kullanıldığıyla da ilgilidir.

Belki de psikolojik bilginin en önemli sınavı, kişinin başkalarını ne kadar iyi çözümleyebildiği değil, bu bilgiyi kendi davranışlarını sorgulamak ve başkalarının öznelliğine saygı göstermek için kullanıp kullanmadığıdır.

Çünkü kendini tanımak, kendisi hakkında daha ikna edici bir hikâye yazmak değildir. Bazen tam tersine, insanın kendisi hakkında yazdığı hikâyeyi sorgulamaya cesaret etmesidir.

Ve psikolojik bilginin gerçek anlamda içgörüye dönüşmesi, belki de tam bu noktada başlar.

Görsel Caravaggio’ya aittir.