Menu
SÖYLEŞİLER

Kyd Shepherd’la Modern Dünyada Psikoterapist Olmak, Psikodinamik Terapinin Geleceği, ve Genç Psikoterapistlere Öneriler Üzerine Söyleşi

Mahan Doğrusöz: Yetenekli Çocuğun Dramı adlı kitabında Alice Miller, yaralı çocuğun bir “şifacı” olma yönelimiyle nasıl motive olduğunu anlatır. Benzer bir temayı ünlü Amerikan romanı Çavdar Tarlasındaki Çocuklar’da da görürüz; burada “tutan” olma motivasyonu kişinin kendi düşüşü üzerine kuruludur. Sizce insanı özellikle psikodinamik yönelimli psikoterapi gibi, kişinin kendi derinliğiyle temas halinde olmayı zorunlu kılan bir mesleğe iten şey nedir? Bu soruyu soruyorum çünkü aktarım-karşı-aktarım çalışmasının kişinin kendi psikolojik temellerini sarsma potansiyeli taşıdığı böyle büyük bir zorluğa neden gönüllü olunacağını hep merak etmişimdir.

Kyd Shepherd: Bunun çok yerinde bir soru olduğunu düşünüyorum. Tüm terapistlerin üzerinde düşünmesi gereken bir soru. Şunu düşünüyorum: “şifacı” olmak her zaman terapist için derin bir anlam taşır; çünkü hiçbirimiz bu mesleği rastlantısal olarak seçmeyiz. En sık gördüğüm nedenler şunlar: hastanın aracılığıyla kendini iyileştirme arzusu, yani vekâleten iyileşme. Bu çoğu zaman çocuklukta yaşanan “yanlışları” bir şekilde “doğruya çevirme” çabasıdır. İkinci olarak, bir terapistle derin bir özdeşleşme. İlginç bir şekilde, terapide derin ve anlamlı bir deneyim yaşadığımızda terapistin bir parçasını da içimize alırız; bu parça daha sonra bizi terapist olmaya yönlendiren olumlu bir imago’ya dönüşebilir. Üçüncü olarak ise, birini terapist olmaya “iten” başka nedenler de vardır: başkasının zihninde neler olup bittiğini anlama arzusu, zihinsel süreçlerin nasıl oluştuğunu ve nasıl işlediğini kavrama isteği. Buna “epistemolojik dürtü” diyebiliriz. Bir diğer neden de dünyada olumlu bir fark yaratma ve kendi çalışması aracılığıyla bir tür failiyet (agency) kazanma isteğidir. Rollo May’in Güç ve Masumiyet (Power and Innocence) kitabında tanımladığı anlamda gücü kullanma biçimi, yani dünyayı etkileyebilme kapasitesi. Bilinçdışı dürtüleri de unutmamak gerekir. Evet, saydığım tüm bu nedenlerin bilinçdışı temelleri vardır ve bunlar farklılık gösterebilir; ancak daha az görünür oldukları için çoğu zaman gizli kalırlar. Örneğin başkaları üzerinde, istismarcı bir ebeveynin çocuk üzerinde kurduğu gibi bir otorite kurma isteği, danışandan tarafından “sevilme” arzusu ya da ondan minnettarlık beklemek…Daha önce de söylediğim gibi, birçok neden vardır; ancak bilinçli özgeciliğimizin her zaman gizli bir yönü bulunur.

Karşı aktarım konusuna gelince, bunu mutlak bir gereklilik olarak görüyorum; çünkü bize hasta ile ilişkiyi ve terapideki kendi deneyimlerimizi anlamlandırmak için araçlar sunar. Ancak haklısınız, bu durum psikolojik temellerimizi sarsabilir. Fakat terapist analiz edilmişse, en azından belirli temel yapılarının farkında olmalı ve terapinin kurallarını, sınırlarını ve çerçevesini içselleştirmiş olmalıdır. Karşı aktarımın kullanılmasının temel nedenlerinden biri, zihnimizi “engel” olmaktan çıkarıp tedavide bir “deniz feneri”ne dönüştürmesidir. Yani düşüncelerimiz, duygularımız ve temsillerimizle savaşmak yerine onları deneyimler, analiz eder ve hem içgörü sunarak hem de paylaşılan duygusal deneyimi yaşayarak danışana yardımcı oluruz; yani yansıtmalı özdeşleşim ve bu deneyimi “taşıyıp dayanabilme” süreci.

Son olarak, zihnimizin derinlikleriyle temas halinde olmamızın nedeni, kulağa korkutucu gelse de hem kişisel hem profesyonel olarak yürümeye değer bir yol olmasıdır.

Mahan Doğrusöz: Bir terapistin sahip olması gereken temel insanî nitelikler sizce nelerdir? Öte yandan, terapistlerde sık gözlemlediğiniz “zaaflar” nelerdir?

Kyd Shepherd: Bence temel nitelikler, karşımızdaki insanı gerçekten dinleyebilmek ve ona kendi değer sistemimizi, stereotiplerimizi ya da terapistin hem olumlu hem olumsuz imgelerini yansıtmamaktır. Başka bir deyişle, ofise gelen kişinin gerçekten kim olduğunu görebilmek ve onu dinleyebilmektir. Terapistin bir diğer temel niteliği de terapötik çerçevede “gerçek” olabilmesidir. Bu, her şeyi kendinden bahsederek açıklamak değil, danışandan öğrenmeye açık olmak ve danışanın bizde yarattığı değişimi kabul edebilmektir. Bu aynı zamanda her soruya kaçmadan yanıt verebilmek ve “ruhsal sağlık profesyoneli” maskesinin arkasına saklanmamaktır. Danışanlar genellikle terapistin gerçekliğinden fayda görür, çünkü bu onların da kendileri olmalarına izin verir. Ancak bu gerçeklik terapötik çerçevenin sınırları içinde olmalıdır.

Ayrıca iyi bir terapist, kullandığı yöntemlerin ve yorumlarının sınırlılıklarını kabul edebilmelidir. Çoğu zaman bulgularımızı kesinmiş gibi sunsak da bunlar hipoteze dayalıdır; mutlak gerçekler değil, gerçeğe yaklaşan tahminlerdir. İyi bir terapist danışanı dar bir teoriye hapsetmemesi gerektiğini bilir. Bununla bağlantılı olarak, hata yapmaktan ya da bilmediğini söylemekten korkmamak gerekir; bu açıklık terapötik süreci genellikle güçlendirir. Alçakgönüllülük bu meslek için her zaman büyük bir artıdır. Bir diğer önemli nokta ise her danışanla birlikte öğrenmeye ve gelişmeye açık olmaktır; yalnızca bir doktor gibi “tedavi uygulayan” biri olmak değil.

“Zaaflar”a gelince, en sık gördüğüm şeylerden biri terapistin “tek ve mutlak doğruya sahip olduğu” yanılsamasıdır. Bu kibir, mesleğimizi böler ve hastaların kendi yaratıcı çözümlerini bulmak yerine uyum göstermelerine yol açabilir. Bu tutumu psikanalizden BDT’ye kadar tüm ekollerde gördüm ve bence alanın en problemli yönlerinden biridir. Ayrıca bazı meslektaşların bilgiyi paylaşmayı reddetmesi de var. Örneğin bir kurum toplantısında “bu negatif bir halüsinasyon” deyip açıklamayı reddetmek ya da “babanın adı metaforunun dışlanmasıdır” deyip ısrarla açıklamamak gibi. Bunu rahatsız edici buluyorum.

Bir diğer sorun, bazı psikologların etik olmayan davranışları ya da açgözlülüğü teorik gerekçelerle meşrulaştırmasıdır. Ayrıca bazı terapistlerin danışana karşı duydukları öfkeyi karşı aktarım olarak çalışmadan bırakması ve bunu düşünmeyi reddetmesi de gördüğüm bir başka ciddi sorundur. Duygular elbette vardır; ancak önemli olan bunları analiz edebilmek ve düşünmeye açık olmaktır. Bu süreci reddetmek en ciddi zaaflardan biridir. Ancak genel olarak bakıldığında bu davranışlar nadirdir; çoğu terapist oldukça yetkin ve iyi insanlardır.

Mahan Doğrusöz: Psikodinamik yönelimli genç bir terapist olmanın zorlukları nelerdir? Hem eğitim sürecinde hem de “terapist” olduktan sonra karşılaşılan güçlükler nelerdir?

Kyd Shepherd: Genç bir psikodinamik/psikanalitik terapist olmanın birçok zorluğu vardır. Eğitim kurumları bazen bilgiyi çok katı bir şekilde aktarır ve “kutunun dışındaki” fikirler reddedilir ya da değersizleştirilir. Sanki zihin hakkında tek bir doğru cevap varmış gibi davranılır. Oysa mesele, neyin düşündürmeye değer olduğudur. Bu yaklaşım öğrencilerin yaratıcılığını bastırabilir ve onları günümüz dünyasında iyi işlemeyen eski bir modele uymaya zorlayabilir. Aynı zamanda dogmayı koruyan “kapı bekçileri” yaratabilir.

Elbette tüm kurumlar böyle değildir; değişime açık olanlar da vardır. Ancak bu sistemin birçok öğrenciyi kırdığını ve hatta psikanalizden tamamen uzaklaştırdığını düşünüyorum.

Multidisipliner ekiplerde ise zorluk, zihnin dinamiklerini teknik jargon kullanmadan ama içeriği de kaybetmeden anlatabilmektir. Ayrıca giderek daha “bilimcilik” (scientism) etkisi altına giren sağlık sisteminde hastanın psişesini savunmak da zordur. Bazı yöneticiler psikoloji hakkında yeterli bilgiye sahip olmadan kesin yargılar verebilir ve bu tehlikeli olabilir.

Danışanlarla çalışmanın başlangıcında ise belirsizliğe tahammül etmek zorlayıcıdır. Aktarım ve karşıaktarımın yarattığı karmaşıklık, terapistin kendi stilini geliştirmesiyle daha da belirginleşir. Ayrıca mesleğin ilk yıllarında ekonomik zorluklar da vardır.

Mahan Doğrusöz: Bir terapist bu kadar yoğun travmatik materyale maruz kaldıktan sonra kendini nasıl “yeniler”? Benim psikoterapist olma yolundan uzun süre uzak durmamın ana sebeplerinden biri, insanın karanlık tarafı tarafından ‘yutulma’ korkumdu.

Kyd Shepherd: Bu çok önemli bir soru. Kendi klinik deneyimimden söyleyebilirim ki, terapistin sürekli olarak bunalmış hissetmesi düşündüğünüz kadar yaygın değildir. Pek çok kişi terapinin terapisti tükettiğini düşünür, ancak biz pasif bir şekilde bu duygulara maruz kalmayız; aktif olarak çalışırız. Danışanlar birlikte bir değişim yaratmaya çalışırız ve bu süreçte anlam ve failiyet duygusu oluşur. Bu da güçlü bir güvenlik zemini sağlar.

Ayrıca uzun yıllar terapi almış biri olarak, çoğu durumda duyguların beni tamamen ele geçirmesini engelleyebiliyorum. Elimden geleni yapıyorum ve çoğu zaman küçük de olsa bir fark yaratılıyor. Süpervizyon ve intervizyon da çok önemli destek alanlarıdır. Ve elbette kişinin kendine iyi bakması esastır.

Mahan Doğrusöz: Bilginizi ve psikanalitik literatüre dair görüşlerinizi paylaşma isteğiniz beni çok etkiledi. YouTube’daki “Talking Psychology” kanalını açmaya sizi ne yöneltti ve bu deneyim sizi nasıl değiştirdi?

Kyd Shepherd: Aslında önce kurgusal karakterleri psikanalitik açıdan analiz ettiğim başka bir kanalım vardı ama yükleme temposunu sürdüremedim. “Talking Psychology” fikri uzun zamandır vardı; eğitim sırasında bunu hayal ediyordum ama kendimi yeterince “yetkin” hissetmiyordum. İki yıl önce, klinik ve teorik olarak yeterli birikime ulaştığımı fark ettim ve paylaşma isteğim arttı.

Son itici güç, “Mind Matters” podcast’inde yaptığım röportaj oldu. Bu süreç beni birçok açıdan değiştirdi. Daha açık hale geldim. Gerçek hayatta oldukça içe dönük ve az konuşan biriyim; bu kanal sayesinde kendimi ifade etme konusunda daha güvenli hale geldim. Ayrıca siz de dahil olmak üzere birçok harika insanla tanıştım. Bazı yazarlar ve teorisyenler tarafından teşekkür edilmek de çok özel bir deneyimdi. Kısacası beni iyi yönde değiştirdi.

Mahan Doğrusöz: Freud döneminde histeri beden ve arzunun yoğun kontrolüyle ilişkilidir. O zamandan bugüne dünya radikal biçimde değişti. Sizce günümüzde hangi psikopatolojiler baskın? Hâlâ Kohut’un söylediği gibi “narsisizm çağı”nda mıyız?

Kyd Shepherd: Bu soruyu Rollo May’in Aşk ve İrade (Love and Will) kitabından beri düşünüyorum. Başta narsisizm çağında olduğumuzu düşünüyordum, ancak zamanla bunun tam doğru olmadığını fark ettim. Şu anda baskın olanın “disosiyasyon” olduğunu düşünüyorum.

İnsanlar giderek kendi deneyimlerinden kopuyor; acıdan kaçmak için alkol, uyuşturucu, sosyal medya, oyunlar, tüketim gibi araçlara yöneliyor. Bu yalnızca kaçış değil, bir tür “sahte varoluş” yaratıyor. Avatarlar, hızlı ödüller ve idealize edilmiş imgelerle dolu bir yaşam. Bu, küresel kaygılar, iklim krizi, geç kapitalizmin şiddeti ve geleceğe dair umudun zayıflaması karşısında bir savunma gibi görünüyor.

Buna rağmen bunun eleştiri değil, bir kullanım biçimi olduğunu özellikle vurgulamak isterim. Ayrıca bu durum yalnızca narsisizmle açıklanamaz; aslında narsisizm de bu dissosiyatif yapıyı sürdürmeye yarayan bir savunma olabilir. Bir diğer önemli unsur da “iyi-kötü” ayrımının sertleşmesi ve nüansın kaybolmasıdır.

Mahan Doğrusöz: Psikanaliz ve psikodinamik terapi 21. yüzyıl insanına ne sunabilir? İnsanların çoğu hızlı çözümler ararken bu alanın değeri nedir?

Kyd Shepherd: Psikanaliz çağdaş dünyanın ideolojisine bir alternatif sunar. Hızlı çözümler değil, kişinin kendini sürekli sorgulaması ve yanılsamalarından vazgeçmesi üzerine kuruludur. Aynı zamanda “gerçek benliğe” yaklaşma çabasıdır.

Bu yol kolay değildir; garantisi yoktur. Ama gerçektir. İnsan kendisiyle daha gerçek bir ilişki kurar, değişir, kendi yarattığı ego imajından farklılaştığını keşfeder. Güvenmeyi, sevmeyi, sorumluluk almayı, kaybı, ölümü ve güçsüzlüğü kabul etmeyi öğrenir. Kısaca: insanlığın yeniden canlanmasıdır.

Mahan Doğrusöz: Fransız psikanalizini Anglo-Amerikan gelenekten gelen biri olarak hiçbir zaman tam olarak anlayamadım. Sizce Fransız psikanalizi günümüz psikanalitik düşüncesine ne katıyor ve bu alan küresel tartışmaya nasıl dahil olabilir?

Kyd Shepherd: Bu konuda yalnız değilsiniz; birçok kişi Fransız psikanalizini anlamakta zorlanır. Buna rağmen çok önemli katkıları vardır.

Birincisi Lacancı gelenek: arzu, eksiklik ve kimlik üzerine güçlü bir perspektif sunar. Ancak entegrasyonu zordur çünkü Lacancı okul Anglo-Amerikan kavramlarını (örneğin karşı aktarım) çoğu zaman reddeder.

İkincisi psikosomatik okul: zihin-beden ilişkisini anlamada çok önemli kavramlar geliştirmiştir (operasyonel düşünce, normopati gibi).

Üçüncüsü kurumsal psikoterapi: kurumların da “hasta” olabileceğini öne sürer.

Son olarak, engellilik ve psikanaliz alanındaki çalışmalar vardır; genellikle göz ardı edilen ama önemli bir katkıdır.

Mahan Doğrusöz: Psikoterapiye yönelmek isteyen gençlere ne tavsiye edersiniz?

Kyd Shepherd: Kendi ilgi alanlarınızı takip edin. Bu meslek içinde keşfedilecek çok alan var. Zor dönemler olacak ama bu normaldir. Yardım istemekten çekinmeyin; süpervizyon ve destek ağı çok önemlidir.

Yaratıcılığınızı kaybetmeyin. Her terapist bu alanın gelişimine bir şey katar. Her danışan “iyileşmeyebilir”; bu her zaman terapistin ya da yöntemin hatası değildir.

Ayrıca terapist olmanın dışında bir hayatınız olduğunu unutmayın. Bunu korumak çok önemlidir.

Irvin Yalom’un Bağışlanan Terapi (The Gift of Therapy) kitabını öneririm. Ve bence iyi bir terapist olmanın önemli bir parçası da kişinin kendi analiz sürecinden geçmesidir.

Mahan Doğrusöz: Bu söyleşiye zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.

Kyd Shepherd: Ben teşekkür ederim.

Kyd Shepherd, Paris Diderot Üniversitesi’nden psikanalitik psikopatoloji alanında yüksek lisans derecesi ve kurumsal psikoterapi diploması almış bir klinik psikologdur. Halen Fransa’da çalışan Shepherd, bedensel ve zihinsel engelli danışanlara hizmet veren bir kurum olan ESAT’ta, özel muayenehanesinde veağır ruhsal hastalıklar (şizofreni, şizoafektif bozukluk, bipolar tip 1 bozukluk, paranoya vb.) yaşayan bireylerin ailelerine destek veren bir kuruluşla işbirliği halinde mesleki çalışmalarını sürdürmektedir. Kendisi aynı zamanda şu makalelerin de yazarıdır: “Fairbairn’in endopsişik yapı modeli klinisyenlerin Kompleks Travma Sonrası Stres Bozukluğunu Anlamalarına ve Tedavi Etmelerine Nasıl Yardımcı Olabilir?”, “Kompleks Travmanın Olası Bir Sonucu Olarak Pseudologia Fantastica (Patolojik Yalan Söyleme)” ve “Le soin est agape!”. Shepherd belki de en çok, kişisel tutkusu olarak sürdürdüğü “Talking Psychology” (Psikolojiyi Konuşmak) adlı YouTube kanalıyla tanınmaktadır. Bu kanalda psikanaliz, fenomenoloji, varoluşçuluk, felsefe ve psikoloji gibi geniş bir yelpazedeki alanlardan kitapları incelemekte ve çeşitli fikirleri tartışmaktadır.