Menu
DENEMELER

‘Hayali Bağlar’ Kurmak

Ne kadınlar sevdim zaten yoktular.’

Atilla İlhan

Escher, Bond of Union

Kendinizi derin ve sevgi dolu bir ilişkinin içinde zannederken, bunun sadece bir hayal ya da yanılsamadan ibaret olduğunu fark ettiğiniz zamanlar oldu mu?  Bir rüyadan sert bir biçimde uyandırılmaya benzettiğim bu deneyime Dr. Robert W. Firestone ‘hayali bağ’ adını veriyor. Hayali bağ kavramının varlığını öğrenmek, yaşandığında son derece acı verici olan, bu tarifi zor deneyimi anlamlandırmama çok önemli bir katkı sağladı.

Hayali bağ kavramı ‘gerçek’ zannettiğimiz bir ilişkinin, aslında bir yanılsamadan ve kişinin kendi fantezilerinden/hayallerinden ibaret olduğunu anlatan güçlü bir kavram. Bu hayali bağ, kişiye güvende ve sevgi dolu bir ilişkide olduğu hissini verir ancak gerçekte ‘kopuk’ bir ilişkiye karşı bir savunmadan ibarettir.

Hayali Bağların Doğuşu

Gerçek değildiler biraz umuttular.’

Atilla İlhan

Bu hayali bağın kökeni erken çocukluk döneminde gelişir ve ebeveynlerin ihmalkâr, sevgisiz ve reddedici tavırlarına karşı güçlü bir savunmadır. Çocuk, sevginin yokluğunu ‘hayali bir bağ ve birlik duygusuyla’ telafi eder. Erken yaşlar için bu savunmanın ne kadar elzem olduğunu anlamakta fayda var. Bakım verenlere her yönüyle bağımlı olan bebek, ‘sevgi dolu ve güvenilir olduğuna inandığı’ ebeveynleriyle bir birlik duygusu yanılsamasıyla ‘hayatta kalır.’

Robert W. Firestone’un çağdaş bir perspektiften anlattığı bu dinamiğe, ilk dikkatimizi çeken kuramcı Donald Fairbairn’dir aslında. Bir bebek için ‘ilişkisizliğin’ ölüm anlamına geldiğini ifade eden Fairbairn, bebeğin hayatta kalabilmek için acı veren, ihmal eden ya da istismar eden ebeveynleriyle bağ kurduğunu ancak bu bağın bedelini ağır bir biçimde ödediğini söyler. Bebek, ebeveynlerini onlara aktardığı idealizasyonla korurken, deneyimlediği bütün olumsuz duyguları kendisine yöneltir.  Basit bir deyişle, ‘ebeveynlerim değil, ben kötüyüm’ diye düşünür. Fairbairn, bebeğin bu ‘idealize edilmiş içsel ebeveynlere’ tutunarak duygusal olarak hayatta kaldığını iddia eder.

Hayali Bağların Yetişkinlikteki İzdüşümü

‘Yalnızlıklarımda elimden tuttular.’

Atilla İlhan

Bu yanılsamanın yetişkinlik hayatında da çoğu zaman devam ettiğine şahit oluruz. Kişi, ebeveynleriyle kurduğu ‘bağın’ kopmasını engellemek için ‘yaratmış’ olduğu hayali imgelere ve bağa tutunmaya devam eder. Ebeveynlerinin mükemmel imgesini korurken, ebeveynlerinin kendisine yönelttiği ‘eleştirel ses’i içselleştirir, yetersiz ve suçlu olduğunu düşünür.

Erken yaşlarda gelişen bu savunmanın yetişkinlik hayatlarımızdaki ilişkilerde ve romantik eş seçimlerimizde de ortaya çıkması kaçınılmazdır. Gerçek, derin bir sevgi ve güvenli bağlanma deneyimi olmayan çocuklar, yetişkinlik hayatlarında da, gerçekten bağlanma potansiyeli olmayan ve onları sevmeyen insanlara çekim duyarlar ve bu kişilere ‘hayali bağlarla’ bağlanırlar.

Gerçek bir yakınlığı deneyimleme şansı olmamış bu yetişkinler, sahte bir birlik (‘biz’) duygusunun deneyimlendiği, sınır ihlallerinin hakim olduğu, çoğu zaman rutinlerle örülü, fiziksel ve ruhsal temasın asgari düzeyde yaşandığı, manipülatif ancak içinde boşluk duygusu barındıran ilişkilere ‘çekilebilirler’. Bu noktada gerçek yakınlığın kontrol değil sevgiyi, sınır ihlalini değil, kişisel sınırlara saygıyı, katı roller yerine spontaniteyi içerdiğini hatırlamakta yarar var.

Gustav Klimt: The Kiss. Fine Art Print/Poster. Size A4 : Gustav Klimt:  Amazon.co.uk: Home & Kitchen

The Kiss, Gustav Klimt

Psikoterapi kuramları ve klinik uygulamalar, erken çocuklukta öğrenilmiş ‘senaryoların’ yerine yeni senaryolar koymanın zorlu bir süreç olduğunu gösteriyor bize. Ancak, ‘hayali bağlar’ yerine duygusal ihtiyaçlarımızı gerçek anlamda doyuran sevgi dolu ve ‘karşılıklı’ ilişkiler kurabilmek mümkün. Bunun yolu ise, kendimize, kişisel tarihimize ve ilişkilerimize derinden ve cesaretle bakabilmekten geçiyor!

Mahan Doğrusöz, 2025