Kategori:DENEMELER

İşgal Günlerinde İstanbul ya da Türkiye’nin İlk Botanik Bahçesine Veda

 

Prof. Dr. Alfred Heilbronn’un aziz anısına

 

Alfred Heilbronn Botanik Bahçesinin Seralarının Birinden Görünüm

 

“İstanbul’u Galata Köprüsü’nden seyrettiğim zaman, bu düşünce sık sık zihnime takılıyordu. (…) Bu şehir bir veya iki asır içinde ne olacak? Ne yazık! Güzellik medeniyete kurban gitmiş olacak. Gelecekteki İstanbul’u, korkunç ve gamlı haşmetiyle dünyanın en güler yüzlü şehrinin harabeleri üzerinde yükselecek Şark’ın Londra’sını görür gibi oluyorum. Tepeler düzleştirilecek, korular yerle bir edilecek, rengarenk küçük evler yıkılacak; ufuk, koynundan binlerce kocaman fabrika bacasının ve ehram şeklindeki kule çatısının yükseldiği, saray, işyeri, imalathane dizileriyle her taraftan kesilecek; uzun, dümdüz, birbirine benzer sokaklar İstanbul’u birbirine muvazi kocaman yollara ayıracak; telgraf telleri gürültülü şehrin damlarının üzerine büyük bir örümcek ağı gibi iç içe geçecek; Galata Köprüsü’nün üstünde siyah bir silindir şapka ve bere şeklinden başka bir şey görülmeyecek; esrarlı Sarayburnu bir hayvanat bahçesi, Yedikule bir hapishane olarak görülecek; her şey sağlam, hendesi, faydalı, kurşuni ve kasvet verici olacak…“

Edmondo De Amicis, 1874, İstanbul

 

Alfred Heilbronn Botanik Bahçesi

Edmondo de Amicis’nin 1874’te İstanbul hakkında kaleme aldığı sözlerini, tekrar tekrar okuduğumda, yazarın öngörüsü karşısında hissettiğim hayranlığım yeniden “uyanıyor”. 8500 yıllık bu kadim medeniyetler şehri…Pers, Yunan, Roma, Osmanlı medeniyetlerinin sahnesi…anıtsal yapılarıyla, Roma’nın izlerini taşıyan antik dünyanın “merkezi”. Osmanlı’nın zarif mimarisiyle, bize her gün geçmişten göz kırpan “dişi” şehir. İkonik yapılarıyla, yeni kurulan Cumhuriyet’in izlerini taşıyan şehir…Bir zamanların “aziz”, yedi tepeler, efsaneler kenti…denizin, enginliğin, ufkun şehri…

Modern Türk insanının bu şehirle ilişkisini her gözlemlediğimde, derin bir hüzün ve umutsuzluk duygusundan başka hiçbir şey hissetmiyorum. İstanbul’la organik bağı olmayan milyonlarca insan tarafından “istila” edilmiş, her gün geçmişten kalan izlerinin bir diğerinin vandalca yok edildiği bir şehirdir bugün İstanbul…Hafızasını kaybetmiş bir insandan farksız, kendisine dair bütün anıları, öyküleri, efsaneleri unutmuş, kimliğini yitirmiş bir şehir…Şehre dair, halen bizimle beraber olan güzellikler, sadece “unutuldukları” için oradalar. Fark edildiklerinde, büyük bir şehvetle “istila” ve “talan” edilen, rant uğruna yerle bir edilen, yakılan, buldozerlerle ezilen, dümdüz edilen, yerine plazalar, iş merkezleri, beton parklar, kitsch AVM’ler inşa edilen bir şehirden bahsediyoruz. İçinde yaşayan “zevksiz”, “kültürsüz”, “eğitimsiz” milyonların, İstanbul zannettiği “yaşayan bir ölü”den, gittikçe “Dinseylandvari” mimarisiyle, Dubai kadar kitsch ve karaktersiz bir şehir olma yolunda ilerleyen  bir şehirden…

Bütün bu talan süreci içinde belki de en hazini, tarihi yarım ada içinde yaşanan sembolik “cinayetler”…Tarihi yarım ada içindeki tarihi ve doğal dokuya vurulan her darbeye tanık olduğumda, bu şehre ait olmayan bir zihniyetin ve insan güruhunun işgali altında hissediyorum…Bu şehrin dokusunu ve tarihini tanımayan, melodileri, tınıları ve seslerini dinleyerek büyümemiş, şarkılarından bir haber, şairleri, şiirleri ve öykülerine kulak kabartmamış, kadim dinginliğini yaşamamış, bu şehre özgü çok kültürlülüğü ve katmanlılığı deneyimlememiş, gündelik hayat içindeki “eski” ve “gerçek” insanlarıyla sohbet etmemiş, onların miraslarından feyz almamış, durup bir an olsun tarihi yarım adanın gerçek renklerine, formlarına bakmamış işgalciler…

 

Atatürk’ün Mirası Türkiye’nin İlk Botanik Bahçesi

 

 

Bu talan sürecinin en son kurbanlarından birisi, Süleymaniye semtinde yer alan, temeli 1933 yılında atılmış, Atatürk’ün genç Cumhuriyete “hediyelerinden” birisi olan Alfred Heilbronn Botanik Bahçesi. Türkiye’nin ilk botanik bahçesinden bahsediyoruz. İçinde 3500’e yakın bitki türüne ev sahipliği yapan, 17 dönüme yayılmış, taraçaları, seraları ve havuzlarıyla, haliç sırtlarında tarihi bir doğa cennetinden.

Alfred Heilbronn

Botanik Bahçenin, Müftülüğe verilmesi kararı ve buna karşı verilen mücadelenin geldiği son nokta, yine doğanın, tarihin ve kültürel mirasın kaybıyla noktalandı. İçine girilmesi yasaklamış bu güzeller güzeli bahçeye son kez göz atma “şansına” sahip olan bir kaç kişiden birisi olmalıyım. Tesadüfler sonucu keşfettiğim bu hazin sona yaklaşan bahçe, özenli bir vedayı hak ediyor.

Alfred Heilbronn Botanik Bahçesinin Manzarası

Atatürk’ün davetiyle Türkiye’ye gelen, yükselen nazizm’den kaçan son derece değerli bir botanikçi olan Alfred Heilbronn, Avrupa’daki örnekleriyle yarışacak güzellik, detay ve bilimsellikte bir botanik bahçe kuruyor. Türk vatandaşlığına geçen, genç bir Türk botanikçiyle evlenen ve uzun yıllar Türkiye’de yaşayan Heilbronn’un oğlu da Türkiye’de doğacak ve tıp eğitimini bu topraklarda tamamlayacaktır.

1935 yılında resmi olarak açılan botanik bahçe, son yıllara kadar İÜ Biyoloji Fakültesinin, bilimsel araştırmalarında aktif rol oynayan bir mekan.

 

 Alfred ve Mehpare Heilbronn Arşivi, Andre Naville Amfisi ve üniversitede biyoloji dersi, 1937

Mekanın öyküsüne kulak verelim:

“Botanik Bahçe ve Seraların kurulumu ile Alfred Heilbronn, Leo Brauner ve Alman Bahçe Şefi Walter Stephan ile birlikte bizzat kendisi ilgilenmiştir. Bahçe içerisinde yer alan seralar, Almanya’nın Sachen şehrinden dönemin en profesyonel seracılık şirketlerinden Oscar R.Mehlhorn’un 1939’da A.Heilbronn’a gönderdiği teklif mektubundaki modellerinden esinlenerek yaptırılmıştır. Arazinin eğimli yapısına yerleşen geniş taş terasla toprak aşınmasının önüne geçilmiştir. Geniş taş duvarlarla ayrılmış olan teraslar, karayosunu ve eğrelti yetişmesine olanak sağlamış olup doğal malzemeli yolları, bitki çitlerini, değişken boyutlarda 23 adet havuzu, taş ve kaya bahçesini de bünyesinde barındırmaktadır.

Bu süreçte bahçedeki bitki çeşitliliğinin çeşitli ülkelerin botanik bahçelerinden zarf arasında gönderilen tohumlar ile oluşturulduğu bilinmektedir. Alfred Heilbronn’un 1935 yılında çeşitli ülkelere gönderdiği İstanbul Üniversitesi Botanik Enstitüsü’nün ilk tohum kataloğunun ön sözünde 4 farklı dilde tohum talebi ricasını okunabilir.” (1)

Botanik bahçenin bakımlı günlerinden bir fotoğraf

Bu süreçte, Türkiye’nin biyoçeşitlilik açısından dünyanın en zengin ülkelerinden birisi olduğunu öğrendim. Tek başına, bütün kıta Avrupa’sında bulunan bitki türlerine denk zenginlikte bir coğrafyadan bahsediyoruz. Bu açıdan da bakıldığında, Alfred Heilbronn Botanik Bahçesi ülkemiz için son derece büyük bir öneme sahip.

“Türkiye sahip olduğu coğrafi ve iklimsel özellikleri nedeniyle biyolojik çeşitlilik açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Tüm Avrupa kıt’asında 13 bin bitki türü olmasına karşın Türkiye’de 10 binden fazla bitki türü bulunuyor. Bunun 3 binden fazlası, yani yaklaşık üçte biri ise endemik. Bu oran, kıta Avrupa’sının tamamının endemizm oranına eşit. Avrupa’nın en fazla endemik bitkiye sahip ülkesi Yunanistan’da 800 endemik tür bulunurken, dağlarıyla ünlü İsviçre’de ise yalnızca 1 endemik bitki türü bulunuyor…Tek başına bütün kıta Avrupa’sına yakın bitki türüne sahip olan Anadolu coğrafyasının bu benzersiz zenginliği gıdadan giyime, tıptan kozmetiğe, tarımdan sanayiye bir çok alanda oldukça önemli bir avantaj. Ancak bu zenginlik yüzlerce yıl daha çok batılıların ilgisini çekmiş. Gülden laleye, orkideden safran türlerine bir çok bitki türü Anadolu’dan götürülerek kültür üretimi yapıldıktan sonra yeniden bu toprakların insanına satılıyor. Her yıl bahar aylarında Anadolu dağları ve yaylalarında bitki ve böcek türü arayan biyokaçakçılar, bu zengin hazineyi yağmalamayı sürdürüyor.” (2)

Ölüme Terk Edilen Bahçe

İçi tamamen boşaltılmış, metruk bir binanın merdivenlerinden inip, bahçeye açılan kapıya ulaştığımda hem derin bir hayranlık, hem de derin bir hüzün kapladı içimi. Haliç sırtlarında bir zamanlar özenle dikilmiş binlerce bitki, çiçek ve ağaç arasında kendimi kaybettim. Zamanında, ne oldukları özenle kayıt altına alınmış, Latince isimleriyle tanınmayı bekleyen binlerce canlı…Bahçede, içinde nilüferleriyle uzanan havuzlar, tropik bitkilere ev sahipliği yapan seralar var.

Kurumuş dallar arasında zamana direnen bir levha

Oysa bu güzelliğe biraz daha yakından baktığımda, botanik bahçedeki “ölümün” izlerini görmeye başladım. Bitkiler susuzluktan kurumuş ya da kurumaya yüz tutmuş, ölü sümüklü böceklerle sarılmış, Latince isimleri özenle yazılmış levhalar kırılmış, yerlerinden düşmüş, canlılığını yitirmeye yüz tutmuş bitkilere ev sahipliği yapan seraların kapıları kapanmış. Çalılar ezilmiş, yeşillikler arasında saçılmış çöpler toplanmamış. İçinde nilüferlerle “pitoresk” bir görüntüye sahip havuzlar kaderine terk edilmiş. Botanik bahçenin hafızasını oluşturan 1950’li yıllara kadar dayanan bitki katalogları, kapısı ve camları açık binaların yerlerine saçılmış, zamanın deney tüpleri, batıda sadece bir müzede görebileceğimiz kadar eski ve nadide eski deney aletleri kaderlerine terk edilmiş. Canlılığı ve canlı olana merakı temsil eden bu botanik bahçe bugün ölüme terk edilmiş.

Cumhuriyet’in son derece yıkıcı bir rövanşını yaşadığımız bugünlerde, Cumhuriyet tarihinin miraslarından bir diğerinin yok oluşuna şahit oluyoruz. Bizim mahalledekilerin, sessizlikle izlediği ve Cumhuriyet tarihimizin bellek mekanlarından bir diğeri de kısa bir süre sonra hatırlanmayacak bile…

Yok olan, tabii ki sadece bir botanik bahçe ve ev sahipliği yaptığı bitkiler değil, Cumhuriyet tarihinin mirasını taşıyan şehrin hafızası…Göz dikilen Gezi Parkı, acımasızca yok olmaya terk edilip, yıkıma hazırlanan ve hafızalardan silinen Atatürk Kültür Merkezi, “taşınan” Emek Sineması gibi…

Bütün çaresizliğimize rağmen, tek yapabileceğimiz bütün bir yıkım sürecinin farkında olmak, veda ettiklerimize hak ettikleri değeri vermek ve yok olan tarihi en azından zihinlerde canlı tutmak için “hatırlamaya” ve “hatırlatmaya” devam etmek…

 

 

 

Toplumsal Hafızayı Canlı Tutmak için Kaynaklar:

(1) http://m.arkitera.com/gorus/1233/alfred-heilbronn-botanik-bahcesi-tarihin-katmanlari-uzerinden-guncel-durumu-anlamak-ii

(2) https://www.acikgazete.com/ataturkun-mirasi-olan-turkiyenin-ilk-botanik-bahcesi-neden-yok-edilmek-isteniyor/

http://www.arkitera.com/gorus/1228/alfred-heilbronn-botanik-bahcesi-tarihin-katmanlari-uzerinden-guncel-durumu-anlamak

     
Vulnerability Scanner